1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. ‘27 Nisan İttifakı’ forever
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

‘27 Nisan İttifakı’ forever

A+A-

Geçen hafta her akşam ayrı bir televizyondan çığlık çığlığa “basın susturuluyor, tek parti diktatörlüğüne gidiyoruz” sesleri yükseldi. Yardım isteyen çaresiz kadın sesine pijamalarıyla koşanlar boş sokaklarla karşılaştı. Her akşam tekrarlanan bu sinir savaşını kaybedenler tahammülsüzlükle, “Sakin olun her şey yolunda” diye iyi niyetle ayılıp bayılanları teskin etmeye kalkışanlar ise linç yapmakla suçlandı.

Akşamki faslı kaçıranlar için aynı terane her sabah “bu okuduğunuz son muhalif gazete olabilir” ajitasyonuyla üzerimize boca edildi.

Yani, geçen hafta şu meşhur “sivil diktatörlük” ne menem bir şeydir, tecrübeyle gördük.

Bu yeni dalgaya Başbakan Erdoğan’ın grup toplantısındaki tepkisi ise belli ki üzerinde çalışılmış bir tepkiydi. Şöyle dedi: “Nasıl Menderes’e aynı oyunu oynadılarsa, nasıl Özal’ı suçladılarsa, şimdi AK Parti’ye ‘tek parti’ yaftası yapıştırmaya, otoriter bir anlayışa sahipmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Olay budur.”

Kesinlikle daha az zeytinyağı daha çok siyaset yazması gereken Haşmet Babaoğlu’nun “post modern 27 Mayıs” diye özetlediği şeydi başbakanın da kastettiği.

Peki, neydi bugünlerde 27 Mayıs’a benzeyen? Herkese bu kadar kolay darbeci demek de kötücül bir şey değil miydi?
Bu benzerliği anlamak isteyenler bir başbakanı ve iki bakanı darağacına gönderen Yassıada Yüksek Adalet Divanı’nın gerekçeli kararını okumalı.

Adorno’dan, Frankfurt Okulu’ndan alıntılarla yazılan o gerekçeli karar bugün bir demokratik manifesto olarak imzaya açılsa bütün demokrat aydınlar altına imza atardı herhalde. Egeselli, Başollu o Divan, demokrasiye mugayir tavır ve hareketler, anayasayı ihlâl, diktatorya inşa etmekten suçlu buluyordu Demokrat Parti’yi. Demokrasiyi yerlerde süründüren darbe, tek parti diktatörlüğüne karşıydı, her an hukukun ırzına geçilen Yassıada mahkemesi özgürlükleri koruyordu. Gerekçeli karara delil olarak o dönem yabancı basında Menderes aleyhine çıkan yorumlar da eklenmişti.

Peki, Celal Bayar’ı yerlerde sürükleyerek Çankaya’dan çıkaran, Menderes’in sırtında sigara söndüren nobran darbeciler nereden aşırmışlardı bu fikirleri?

Tabii ki dönemin “tek parti rejimine gidiyoruz” diyen güya demokrat aydınlarından.

En başta destekledikleri Demokrat Parti’yi, 1957’den sonraki uygulamaları nedeniyle diktatörlükle suçlayan Kemalist-liberal çizgideki Forum Dergisi’nin insan hakları şampiyonu aydınları, ispat hakkını kaldırarak basına baskı yaptığı gerekçesiyle haklı olarak DP’den ayrılıp Hürriyet Partisi’ni kuran ‘sahici demokratlar’, aslında yıllarca darbecilerin ateşine odun taşımışlardı.

Onlardan bir kısmı 27 Mayıs 1960 sabahı tankların üstündeydi. “Biz böyle olmasını istememiştik” diyenler için ise her şey artık çok geçti.

İsmet İnönü’nün taşlanmasını diktatörlüğe gidiş diye görenlere, Menderes’in asılmasına hukuki kılıf bulma, “DP anayasayı değiştirip faşizm kuracak” diye bekleyenlere ise askerlerin anayasasını yapma vazifesi verildi.

Türk entelektüelleri 27 Mayıs’ta fena halde sınıfta kaldı. Farkında olanlar vardı, farkında olmadan darbecilerin deposuna entelektüel mühimmat taşıyan vardı.

27 Nisan 2007’de de çok benzer bir topluca dersten çakma yaşandı.

Bugün “sivil diktatörlüğe gidiyoruz” diyenler o gün “asker muhtıra vermesin ama AKP de uzlaşmadı” diyenlerdi. “Tecavüzcü suçlu ama kız da mini etek giymeseydi” ittifakı, bu kez “tecavüzcü falan yok ama bu boyda etekler giymeye devam ederse kötü yola düşecek” diye yükleniyor kızın üstüne.

Köşeye sıkıştırılmış eski rejim cepheyi “tek parti diktatörlüğüne gidiyoruz”a doğru geri çekti. İlhan Selçuk bile geçen hafta aslında laikliğin değil demokrasinin tehlikede olduğuna kanaat getirdi.

Rejimin son savunma mevzii budur. Askerî vesayet değişime karşı artık buradan direnecek. İktidarın meşruiyeti dünyada böyle yıpratılacak, Yargıtay Başsavcısı şimdi demokrasi karşıtı eylemlerin odağı olmak üzerinden yeniden kapatmayı deneyecek.

Askerlerin, bürokrasinin elleri ve kollarıyla siyasetin içinde olduğu bir ülkede aydın olmak zor. Sadece Hürriyet’in devrik genel yayın yönetmeninin şövalye listelerine girmezsiniz, günlük askerî raporlarda da sizden sitayişle bahsedilir. Altına odun taşıdığınız ateşin üstündeki tencerede kaynamakta olduğunuzu anladığınızda ise...

 

TARAF

YAZIYA YORUM KAT