1. YAZARLAR

  2. Davut Dursun

  3. 27 Mayıs'ın yanında duran bir siyaset düşünülebilir mi?
Davut Dursun

Davut Dursun

Yazarın Tüm Yazıları >

27 Mayıs'ın yanında duran bir siyaset düşünülebilir mi?

A+A-

27 Mayıs darbesinden bu yana yarım asırlık bir zaman geçmesine rağmen meydana getirdiği yıkımın hala devam ediyor olması ibretle üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Takip eden birkaç benzer olayın daha yaşanmış olmasında elbette ki ilkliği ve örnek bir model oluşturması bakımından 27 Mayıs'ın ayrı bir yeri vardır. 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü değerlendirenler 27 Mayıs nedeniyle kazanılmış tecrübenin dikkate alınmış olması ve hataya düşülmemesi gerektiğine olan inançlarını belirtmişlerdir.

27 Mayıs bir bakıma Türkiye'de demokrasiye, vatandaşın oyuyla belirlenen iktidar anlayışına, seçim yoluyla ve barışçı yöntemle iktidarın el değiştirmesi anlayışına karşı çıkılarak güç ve kuvvetin ikame edilmesine girişilmesinin önünü açmıştır. Türkiye'de iktidarın güç ve kuvvet kullanılarak el değiştirmesi anlayışına çok uzak bir ülke değil; zira çok partili sisteme geçilmesi öncesinde iktidarın el değiştirmesinde zaman zaman güç ve kuvvetin etkin rol oynadığı biliniyor. Ne var ki gerek tek parti yönetimi döneminde, gerekse partili sistemden önceki dönemde iktidarın intikalinde güç ve kuvvetin dar bir ekip arasında etkili olması, genellikle kapalı kapılar arkasında gerçekleşen bir durumdu ve toplumsal kesimlerin de içinde yer aldıkları bir boyutu kısmen sınırlıydı. Osmanlı döneminde iktidarın el değiştirmesinde Yeniçeriler ve medrese öğrencilerin bir biçimde kullanıldıklarının örnekleri vardır. Ancak bunun da sınırlı bir kesimde kaldığını söylemek mümkün.

Yine Cumhuriyet döneminde iktidar el değiştirirken bürokrasinin üst kesiminin etkin olduğu olaylar vardır. Mesela Atatürk'ün vefatından sonra yerine İsmet İnönü'nün Reis-i Cumhur seçilmesinde bürokrasinin oynadığı rol bilinmektedir. Zira Atatürk'ün hayatının son döneminde iktidardan uzaklaştırdığı bir kişinin bu makama seçilmesi sıradan ve olağan bir olay değildir elbette.

Bu tür örnekler iktidarın el değiştirmesinde olağandışı bazı gelişmelerin tecrübesini ortaya koyuyorsa da 27 Mayıs 1960'da olup bitenlerle kıyaslandığında bunun çok farklı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Burada son derece açıktır ki 1950, 54 ve 57 seçimlerinde vatandaşın sandığa attıkları oylarla iktidarın belirlenmesi ve oy yoluyla iktidara gelen bir ekibin yine oylarla iktidardan uzaklaştırılması anlayışının bir türlü benimsenmemiş, kabul edilmemiş ve içselleştirilmemiş olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor. Zaten 14 Mayıs 1950 genel seçiminde Demokrat Parti'nin seçimi kazanması karşısında, on yıl sonra gerçekleşecek darbede aktif rol oynayacak olan İnönü ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin gösterdikleri ilk tepki halkın yanlış yaptığı, yanıldığı ve yakında bu yanlışı anlayacağı şeklinde olmuştur. Seçimlerden sonra iktidarın el değiştirmesine karşı çıkanlar İnönü'ye "emrinizdeyiz, iktidarı bunlara mı vereceksiniz?!" diye hayretlerini ifade ederlerken İnönü süreci işletmiş ve barışçı şekilde ve seçimlerin ortaya koyduğu tabloya göre iktidarın el değiştirmesini sağlamıştı. Onun zihninde vatandaşın kısa zamanda yaptığı yanlışlığı anlaması arzusu olduğu açıktı.

Buna rağmen vatandaş 14 Mayıs'taki yanlışlığı bir yana 1954'te ve 1957'de yine benzer şekilde tercihini yapmakta tereddüt etmemiş, deyim yerindeyse tekraren yanlış yapmıştır. 27 Mayıs işte bu sözde yanlış gidişe dur demek için girişilmiş bir olaydır. Olayın toplum ve dünya nezdinde meşrulaştırılması için kullanılan argümanların hiçbirisinin fazla bir anlamının olmadığı ortadadır. En yüksek sesle dile getirilen anayasanın ihlaline yönelik gelişmelerin hiçbirisi 27 Mayıs darbesinden daha büyük bir ihlal değildir. Paradoksa bakın ki anayasayı ihlalle suçlayanlar, bırakın anayasayı ihlal etmeyi anayasayı toptan yürürlükten kaldırıp işlevsiz hale getirmiş ve tüm anayasal sistemi, kurumları ve süreçleri tarümar etmişlerdir. Bu iddiada bulunanlara herhalde şunu sormak gerekir: başkasını anayasayı ihlalle suçladığınıza göre sizin anayasaya uygun davranmanız, hukuku hakim kılmanız ve kanun dairesince hareket etmeniz gerekmez mi?

Türkiye'de modernleşme ile birlikte hanedanın elinden bürokrasiye intikal eden iktidarın demokrasi ile halka geçmesi demokrasi dönemindeki siyasi çatışmanın temel sebebi olmuştur. Hala iktidar noktasında bürokrasi ile halk arasında ciddi bir mücadelenin olduğunun açık örnekleri vardır. Halk demokratik siyaset ve temsilcileriyle iktidar üzerinde etkili olmaya çalışırken bürokrasi darbe ve benzeri yöntemlerle siyasetin önüne bariyer koymaya, halkı iktidarın uzağında tutmaya ve gerekirse tedip etmeye çalışmaktadır. Bu açıdan bıkılınca darbeleri temelde siyasetle iktidara hükmetmek isteyen bürokrasi arasındaki bir mücadele şeklinde okumak mümkün.

27 Mayıs bu mücadelenin en somut ve açık şekilde ortaya çıktığı ve adeta demokrasiyi tarümar ettiği bir olaydır. Aradan geçen bunca zamana rağmen hala bunun yaralarının sarılamamış olması siyasetin güçsüzlüğünü ortaya koymaktadır. Bir hesaplaşma olmasa bile ciddi bir sorgulamanın yapılması siyasete ve halkın demokratik gücüne azımsanmayacak bir katkı yapacaktır. Üzücü ve şaşırtıcı olansa 27 Mayıs'ın yanında bazı siyasi kadroların hala duruyor olmalarıdır.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT