24 Yıl Sonra Adalete 'Yaklaştı'

04.08.2010 05:40
24 Yıl Sonra Adalete Yaklaştı
Abdulhakim Erbey, babası Tahir asker tarafından öldürüldüğünde yedi yaşındaydı. Tahir Erbey'i tedbirsizlik ve acemice davranma sonucu öldürmekle suçlanan askerler, Erbey ailesinin haberi bile olmadan beraat etti. O dava, sessiz sedasız kapatıldıktan 16 yı

Abdulhakim Erbey, 4 Aralık 1986 günü babası Tahir'in hayvanlara yem vermek için ahıra inerken askerler tarafından kurşuna tutulup öldürüldüğünü ve ağabeyinin de yaralandığını gördü. Abdülhakim o zaman yedi yaşındaydı. Annesi Halim ise üç aylık hamileydi. Bir süre sonra doğan bebeğe ölen babasının adını verdiler: Tahir.

Abdulhakim, sekiz yaşındayken önce kardeşi Tahir, sonra da annesi Halim öldü. 10 yaşına geldiğinde, o güne kadar hiç duymadığı bir dili, Türkçe'yi öğrendi.

Artık köyde barınamayıp Eruh'a göçtüklerinde, yaşı 13'tü. O 15'ine girerken, 1994'te, babasını öldürüp kardeşini yaralamakla suçlanan onbaşı ve komutanı beraat etti. Davanın görülüp bittiğini duymadılar bile.

Dağa çıkmayı düşündü Abdulhakim. Üç kez denediyse de başaramadı. 16'sında çareyi, İstanbul'a göçmekte buldu. Evlendi ve oğluna ölen babasının ve ölen kardeşinin ortak adını verdi: Tahir.

Şimdi 31 yaşına basıyor, Abdulhakim. Adalet de ilk kez yüzüne gülüyor.  Babasının ölümü ve kardeşinin yaralanmasıyla ilgili dava, 'kendilerine sonucu tebliğ edilmeden bitişinin' tam 16 yıl ardından, kaldığı yerden yeniden başlıyor çünkü.

Anne ve babanın arasında uyku

Siirt'in Eruh ilçesine bağlı Karşıyayla'da Abdulhakim her gece olduğu gibi, 4 Aralık 1986 günü de hava karardığında annesi Halim ile babası Tahir Erbey'in ortasına ilişmişti. Babası Tahir, yedi yaşındaki oğlu Abdulhakim'i diğer altı çocuğundan çok seviyordu.

Uzun boylu bir adamdı Tahir. 41 yaşındaydı. Köyü Karşıyayla'nın (Zuvanya) varlıklı insanlarındandı. Kışın, iki katlı evinin alt katında beslediği hayvanlarını yazın Pervari'nin Herekur Yayalası'na çıkarıyordu. Eruh'un son göçerleriydiler.

Abdulhakim, 86 kışı ve evvelini hayal meyal anımsıyor. Fakat 4 Aralık 1986 hiç aklından çıkmıyor. Geceydi. Saat 21.00 sularıydı. Babası hayvanlara yem vermek için yataktan kalkıp ahıra yöneldi. Evin, dışarıya bakan merdivenlerine yürürken, kızı Selamet'e "Bana pekmezli şerbet yap kızım" diye seslendi. Dönünce içecekti. Kışın sıcak tutardı. Sonra oğlu İzzettin'e, "Hayvanların yemi bitti oğlum" dedi, "Gel benimle."

Tahir, köye elektrik bağlanmadığından bir çırayı tutuşturup merdivenlerden inerken 13 yaşındaki İzzettin arkasından geliyordu.

'Havar... Havar...'

Bu esnada köyde, Tahir Erbey'in fark etmediği ve kimsenin de hissetmediği bir hareketlilik vardı. Çavuş Satılmış İpek'in komuta ettiği, beşi korucu, 10'u askerden oluşan 15 asker evin çevresinde konuşlanmıştı. Aslında Kaşıkyayla'nın kuzeyinde, meskun mahal dışında pusu atmakla görevli birlik, iddiaya göre, önceki zamanlardan farklı olarak, çok fazla havlama sesinden kuşkulanarak köye girdi. Köy karanlıktı.

Onbaşı İsmet Menteşe, komutanı Satılmış İpek'e Tahir Erbey'in evinde ışık yanıp söndüğünü haber verdi. İpek, Menteşe'nin korucu Şefik Dündar ve Şefik Batur'u yanına alıp evi sarmasını emretti. Kendisi de arkadan gelecekti. Onbaşı Menteşe önde, iki korucu 30 metre gerideydi.

Birden yer gök kurşuna tutuldu. Abdulhakim, sonraki 24 yıl boyunca hiç unutamayacağı o seslerle sarsılıyordu:

"Teslim ol' demeden ateş açtılar. Babamı vurdular. Sonra İzzet kardaşıma ateş ettiler. İzzet merdivenlere düştü. Kurşun omzuna ve koltukaltına gelmiş. Babam önce yaralıydı. Ahırın içine girip karnına ateş ettiler. Biz ağlıyorduk, bağırıyorduk. Annem cama çıkmış, 'Havar, havar' (İmdat!) diyordu. Askerler bizden halı istediler. Birine babamı, birine İzzet'i sarıp minibüsün üstüne koydular, götürdüler. Bize kova veriler. Kurşunları topladık."

Tahir Erbey'in cesedi ertesi gün köye getirildi. Abdulhakim, babasını teneşirin üzerinde gördü. Göbeğine yakın büyük bir delik vardı. İzzettin yaşıyordu.

Binbaşıdan itiraz

Askerler o gün Tahir Erbey ve oğlu İzzettin'i suçlayıcı bir dille tutanak tuttu. Tutanağa göre, Kaşıkyayla köyü üzerine planlı pusu ve gözetleme görevindeyken saat 21.15'te pusu yerine doğru iki kişinin yaklaştığı, dur ihtarına uymadıkları, silahla dur ihtarı yapıldığında kaçtıkları ileri sürülüyordu.

Tutanağın 'gerçek dışı' olduğu bir gün sonra anlaşıldı. 5 Aralık'ta keşif için köye giden Binbaşı Hüseyin Yılmaz, olayın askerlerin iddia ettiği gibi olmadığını kaydediyor, Çavuş İpek'i suçluyordu:

"Raporda beyan edildiği üzere 58-78 koordinatında pusu atılmadığı, olayın arazide meydana gelmeyip Erbey'in evi önünde meydana geldiği, unsurun köyün içinde bulunduğu, manevra destek unsurlarını teşekkül ettirmeden ev kuşatmasına kalkıştığı, görevlilere yeterli talimat verilmediği..."

Binbaşı Yıldız; Onbaşı İsmet Menteşe'nin de hatalı olduğunu kaydediyordu:

"Hayvanlara yem ve su vermeye inen Tahir Erbey ve oğlu İzzettin'in hareketlerinden terörist şüphesi duyup silah kullanma yetki sınırlarını aşmış, ateş emri verilmeksizin silahını gereksiz yere kullanarak..."

Hemen soruşturma açıldı. Onbaşı İsmet Menteşe o sırada evin etrafında üç şüphelinin daha olduğunu, "Dur" ihtarında bulunduktan sonra ateş ettiğini, şüphelilerin kaçtığını ileri sürüyordu:

"Duvarın dışından iki şahsı bahçeye girerken gördüm. Diğer üçü bahçedeydi. Şahıslar kaçıştıklarından komutanımıza haber verme fırsatı bulamadım. İki üç defa dur işaretinde bulundum. Evin arkasına kaçtılar. İkaz atışında bulundum. Şahıslar kaçışınca ateş ettim."

Çavuş İpek de hemfikirdi. Fakat Menteşe'nin yanındaki iki korucudan biri, "Dur" ihtarını duymadığını söylüyordu. Yaralı İzzettin Erbey de 5 Aralık'ta alınan ifadesinde, "Dur" ihtarından bahsetmiyordu:

"Ben ve babam hayvanlara yem vermek için 20.30 sıralarında dışarı çıktım. Elimde torbada saman vardı. Merdivenden indiğimiz anda ateş açıldı. Ben eve çıktım. Annem ve kardeşlerim ağlıyordu. Askerler geldi, bizi hastaneye kaldırdı. Bize ateş eden, askerlerdi. Köye askerlerin ne zaman geldiğinden haberimiz yoktu. Aramızda beş metre mesafe vardı."

Önce kardeş, sonra anne...

Erbey ailesinin çilesi bitecek değildi. Anne Halim, öldürülen eşini çok seviyordu. Eşini kaybettiğinde üç aylık hamileydi. Erkek bebeğe, eşi Tahir'in adını koydu. Fakat yaklaşık altı ay sonra ilkin bebek Tahir, sonra anne Halim öldü. Abdulhakim'e bakılırsa, annesi eşinin yokluğuna dayanamamıştı:

"Anam babamsız yaşamak istemiyordu. O öldükten sonra ciğerleri tükendi. Kar yemeye başladı. Üzüntü sütüne yansıdı. Öyle olunca kardeşim yaşamadı. Sonra da anam..."

Köyde duramadılar. Önce Eruh'a, ardından Siirt'e, sonra İstanbul'a göçtüler. Artık İstanbul'da tutunacaklardı. Arkalarında, bir dava olup olmadığını bile bilmiyorlardı.

Şimdi tam babasının öldürüldüğü yaşta, 41'inde olan ağabey Behrem Erbey'e göre, korktukları için davayla ilgilenemiyorlardı:

"O zaman dava açman demek, senin de götürülmen demekti. Doğrusu, korktuk."

İhbar JİTEM'den

Fakat bir dava görüldü. Çavuş İpek ile Onbaşı Menteşe hakkında Eruh Asliye Ceza Mahkemesi'nde 9 Eylül 1987'de dava açıldı.

'Tedbirsizlik ve acemice davranma neticesi ölüm ve yaralanmaya sebebiyet ve görevi ihmal' iddiasıyla açılan dava sürerken, Onbaşı Menteşe çoktan terhis olmuştu.

Menteşe, 26 Mart 1988'de talimatla alınan ifadesinde, ilginç bir isimden bahsediyordu. Menteşe, 'teslim olan teröristlerden Adil Timurtaş'ın, Erbey ailesinin teröristlere yataklık ettiği ve evine yemek yemeye davet ettiği' bilgisini verdiğini anlatıyordu.

O gün dikkate alınmayan bu ifadede adı geçen Timurtaş, çok değil birkaç yıl sonra, JİTEM'e katılacak, Veli Küçük ve Cem Ersever'le çalışacak, yazar Musa Anter cinayeti dahil onlarca faili meçhul cinayete karışacaktı.

Dava 18 Eylül 1990'da 'görevsizlik' kararıyla Siirt Ağır Ceza Mahkemesi'nde gönderildi ve 4 Mayıs 1993'te 'suçun unsurları oluşmadığı' gerekçesiyle beraatle sonuçlandı. Erbey ailesinin bundan haberi bile olmadı. Ta ki, ağabey Behrem, dosyanın bir örneğini 16 yıl sonra 9 Haziran 2009'da alana değin...

Artık dönem değişmişti ve korkmuyorlardı.

Avukat Eren Keskin'e başvurdular. Keskin, 14 Haziran 2010'da dosyanın akıbetini sordu. Gönderilen yanıtta, kararın mağdurların yüzüne okunmadığı ve aileye tebliğ edilmediği ortaya çıktı. Bu yüzden dosya temyize gitmemişti. Bunun üzerine Keskin, dosyanın bırakıldığı yerden devam etmesi anlamına gelen 'eski hale getirme' işlemi için başvurdu. Siirt Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Temmuz'da bu talebi onayladı. Keskin, şimdi temyiz dilekçesi vermeye hazırlanıyor. 

'Böyle çok dava var'

Yargıtay temyizi kabul ettiği takdirde dosya yeniden görülmeye başlanacak. Avukat Eren Keskin, mahkemenin çok önemli bir kapı açtığını, Yargıtay'ın davayı bozacağını düşündüğünü, o yıllarda bu biçimde sonlandırılmış çokça dava bulunduğunu ve mağdurların başvuru yapması gerektiğini belirtiyor.

Şimdi 31 yaşını süren Abdulhakim Erbey ise 24 yıl sonra adalet umudunu kavuşmuş. Babası, annesi ve kardeşini yitirdiği, üç kez dağa çıkmaya teşebbüs ettiği günlerin öfkesi biraz olsun yumuşuyor. Yüzü gülüyor, Abdulhakim'in.

Babasının adını, oğlu Tahir'de yaşattığı için de kendisiyle övünüyor.

Abdulhakim; yani 'öldürülen' Tahir'in oğlu, anası sütten kesilince göçüp giden küçük Tahir'in ağabeyi Abdulhakim, şimdi kendi oğlu Tahir'e bir kız kardeş eklensin istiyor. Babasının yokluğuna dayanamayıp ölen anası Halim'in adını vereceği...

İsmail SAYMAZ / RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim