21. yüzyıl kimin olacak?

13.09.2008 05:18

Abdulhamit Bilici

Tüyler ürperten haber, sizin de dikkatinizi çekmiştir. Amerika merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporuna göre, Afganistan'da Amerikan askerlerinin bombardımanlarında hayatını kaybedenlerin sayısı son 2 yılda 3 kat artmış.

Rapordan öğrendiğimiz kadarıyla, Amerika öncülüğündeki güçlerin operasyonlarında 2006'da 929 Afganlı, 2007'de ise 1.633 sivil hayatını kaybetmiş.

22 Ağustos'ta Azizabad'daki Amerikan bombardımanında ölen sivillerin sayısı hakkındaki tartışma, bu dramatik tablo karşısındaki laubaliliği gözler önüne seriyor. Afgan hükümeti, çoğu kadın ve çocuk 90 insanın öldüğünü belirtirken, Amerika sadece 7 sivilin öldüğünü iddia ediyor. Bazı görüntülerin ortaya çıkması üzerine Pentagon, güç bela bir inceleme başlatmış.

Taliban rejiminin 2001'de yıkılmasından sonra fiilen ABD'nin yönetimindeki Afganistan'ın bugün dünya afyon ticaretinin yüzde 90'ını elinde bulundurduğu söyleniyor. Ülkedeki güvenlik durumuyla ilgili olumlu hiçbir yoruma rastlamak mümkün değil. Afgan ordu ve polisini oluşturma noktasında dişe dokunur bir sonuç yok.

Burada hiçbir başarı elde edemeyen Bush yönetimi, bir süredir kafayı Pakistan'a takmış durumda. Afganistan'daki bütün başarısızlığı, Pakistan'daki aşırı grupların sınır bölgesinden sızmasına bağlıyorlar. Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu'na konuşan Genelkurmay Başkanı Mike Mullen, bu grupların Pakistan'daki üslerine operasyon yapılmazsa sorunun çözülemeyeceğini söylemiş. Sanki nükleer silahları dolayısıyla neo-con çevreleri baştan beri rahatsız eden Pakistan, yavaş yavaş hedef tahtasında Afganistan'ın yerine kayıyor. Birçok gözlemci, muhalefet lideri Butto'nun katledilmesinden Müşerref'in yönetimden uzaklaştırılmasına, oradan itibarı tartışmalı Zedari'nin cumhurbaşkanlığına çıkmasına kadar siyasi arenada yaşanan birçok gelişmenin, Pakistan'ı bu acı noktaya sürüklediği yorumlarını yapıyor.

Önceki gün New York Times'da yayınlanan bir haber, bağımsız bir ülke olan Pakistan'ın Bush yönetimince bir süredir pek kaale alınmadığını gösteriyor. Zira Amerikalı üst düzey yetkililere dayandırılan habere göre, Bush askerlerine Pakistan sınırları içinde de izinsiz operasyon yetkisi vermiş. Sadece operasyonun gidişatı konusunda İslamabad bilgilendirilecek, ama izin istenmeyecekmiş.

Afganistan'da yaşanan fiyaskoyu, BBC'nin bir röportaj klasiği olan Hardtalk'a, Avrupa Birliği'nin 6 yıllık Afganistan temsilcisinin ağzından da dinledim. İspanyol asıllı diplomat Francesc Vendrell, Batı'nın Afganistan'da başarı için tutarlı hiçbir stratejiye sahip olmadığını itiraf ederek şunu söyledi: "Beyaz Saray'da Bush oturdukça, Amerikan yönetiminin Afganistan'a bakışını değiştirmek imkansız. Çünkü onlar hiçbir değişiklik istemiyor ve hâlâ Afganistan'ı bir başarı hikayesi olarak dünyaya sunmayı umut ediyorlar."

AB temsilcisinin bu sözleri bana, Bush'un İslam Konferansı Örgütü'ne (İKÖ) atadığı özel temsilci Sada Cumber'ın özel bir yemekte sarf ettiği sözleri hatırlattı. Teksaslı zengin bir işadamı olarak Bush'la tanışan, Pakistan doğumlu, İsmailiye mezhebi mensubu Cumber'a bu görevi verirken Bush şöyle demiş: "İslam ülkelerine gittiğinde, insanları dinle ve hakkımızdaki en önemli yanlış anlamaları getir, sorunları çözelim." O da bu çerçevede, İslam ile terör arasında bağ kuran ifadelerin terk edilmesi konusunu ele alarak bu konuda bir genelge yayınlanmasını sağlamış. Havaalanlarında Müslümanların uğradığı kötü muameleyi iletip, insanca muamele için direktif yayınlanmasını sağlamış. Bir de 11 Eylül'den sonra Müslümanlar için 2-3 yıla çıkan Greencard onay sürecinin 30 güne indirilmesini sağlamış.

Bu çabalarını takdir ettikten sonra, ona, Afganistan'daki tabloyu, ölen sivilleri, Irak'ı ve yeni görevi çerçevesinde bunca trajedinin üstesinden nasıl geleceğini sorduğumuzda, bize Amerika'nın Almanya ve Japonya'ya yaptığı müdahalelerin olumlu sonuçlarından söz etmeye başladı. Ev sahibi sıfatıyla masamızda bulunan İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, olanca kibarlığıyla dayanamayıp müdahale etmek zorunda kaldı. Almanya ve Japonya örneklerinin başarılı olsa da 20. yüzyıla ait olduğunu, şimdi 21. yüzyılda yaşadığımızı ve bu asrın da Amerikan asrı olup olmayacağının henüz belli olmadığını ifade etti. Osetya'dan Afganistan'a Venezuela'dan İran'a etrafımızda yaşanan gerilimler, 21. yüzyılın kimin yüzyılı olacağı sorusuyla yakından ilgili. Amerika, Çin, Rusya, Avrupa, Hindistan, İslam dünyası potansiyel adaylar... Bu yüzden Afganistan veya Irak'ta öldürülen her masum çocuk ve kadına basit bir istatistik olarak bakmamalı. Onlar da 21. yüzyılın kime ait olacağı denkleminin parçaları.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim