1. YAZARLAR

  2. Gideon Rachman

  3. 1989 gibi, fakat bu sefer Ruslar biz oluyoruz
Gideon Rachman

Gideon Rachman

Yazarın Tüm Yazıları >

1989 gibi, fakat bu sefer Ruslar biz oluyoruz

A+A-

Batı dünyası için 'Arap Baharı' iyi ve kötü haberi aynı anda getirdi. İyi haber bunun Arap 1989'u olması. Kötü haber ise bizim Sovyet Birliği rolünde olmamız. Mübalağa mı oldu? Şüphesiz. Fakat bu benzetmede demokrasi ve birey hakları gibi temel Batılı değerleri savunan ABD ve Avrupa Birliği'nin bu devrimlerle ilgili neden huzursuz olduklarını açıklayacak kadar doğruluk payı var.

Ortadoğu'da şu anda sallantıda olan yozlaşmış ve otokratik düzenin önemli bir kısmı Batı desteği alıyordu. Bu destek Sovyetlerin Doğu Avrupa'ya uyguladıkları baskı kadar sert ve açık değildi. Ayrıca Ortadoğu'da her zaman İran ve Suriye gibi Batı karşıtı yönetimler Batı dostu hükümetlerin yanı sıra var oldular. Bununla birlikte Mısır'da Hüsnü Mübarek, Yemen'de Ali Abdullah Salih ve Suudi Arabistan'da Kral Abdullah gibi yöneticiler Batı'nın en önemli müttefikleri oldular.

Tıpkı 1989 yılında Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov'un Doğu Almanya'nın yöneticilerine Leipzig'deki barışçıl göstericilerin katledilmelerinin arkasında durmayacağını söylemesi gibi, bu sene başında Obama yönetimi Mübarek'e ABD'nin Mısır'daki ayaklanmaların şiddet kullanarak bastırılmasını kabul etmeyeceğini açık bir şekilde belirtti. İki durumda da bir süper gücün desteğini çekmiş olması yönetimleri sona yaklaştırdı ve tüm bölgeye bir kargaşa yayıldı.

1989'da SSCB'nin yaptığı gibi ABD de bölgedeki müttefikini güç kullanarak iktidarda tutmayarak daha onurlu bir yolu seçti. Fakat yine Ruslara benzer bir biçimde şimdi de geleneksel olarak nüfuzunun olduğu bir bölgede bunu feda etmek zorunda kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda. Mübarek'in ayrılışının ardından üst düzey bir ABD yetkilisinin şöyle hayıflandığını duyduk: 'Fakat biz bütün işlerimizi Mısır'la hallediyoruz. Şimdi kiminle çalışacağız?'

Avrupalıların da benzer bir ikilemi var. Fransız ve İngilizlerin Libya'ya müdahale konusundaki isteklilikleri kendilerini 'tarihin haklı olan tarafında' görme ve Tunus ve Libya'daki eski yönetimlerle olan utanç verici işbirliği sicilinin üstünü kapatma arzusundan kaynaklanıyor. Fakat Kuzey Afrika'daki demokratik ayaklanmalar Batılı güçler için nispeten kolay bir karar sunmuştu, özellikle de dünyanın en önemli petrol üreticisi ve El Kaide'nin önemli üslerinden olan Körfez'de önlerine çıkan stratejik ve iktisadi ikilemlerle kıyaslandığında.

Amerika; Suudi Arabistan, Bahreyn ve Yemen'deki yönetimlere meydan okuyanları desteklemek konusunda belirgin bir biçimde ketum davranıyor. Bahreyn'de hükümete reform çağrısında bulundu; fakat Suudi Arabistan, Bahreyn'e ayaklanmaları bastırmak üzere askerî birlikler gönderdiğinde ABD neredeyse hiç itiraz etmedi. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Yemen'deki önceliğinin 'terörle mücadele' olduğunu söyleyerek Amerika'yla işbirliği nedeniyle Salih'i övdü. Aylarca süren gösteriler ve Yemen sokaklarında kan dökülmesinden sonra ABD ancak Salih'in artık gitmek zorunda olan eski bir müttefik olduğuna kanaat getirebildi.

Suudi Arabistan ise mevcut en büyük çelişkiyi barındırıyor. 30 yıldan uzun bir zaman önce ABD, Körfez'deki petrol üreticilerine karşı olası tehditleri askeri müdahale için gerekçe sayacağını açıkça belirtti. Ocak 1980'de Sovyetlerin Afganistan'ı işgalinin ardından ilan edilen 'Carter doktrini' bunu duyurmuştu. Suudi Arabistan'da daha liberal bir siyasi sisteme barışçıl bir geçiş yaşanması elbette Carter doktrinini ihlal etmez. Fakat ya El Kaide'nin ya da İran'ın nüfuzunun artmasına sebep olacak daha kaotik ve şiddetli bir geçiş yaşanırsa?

İranlılar, Bahreyn ve Suudi Arabistan'da kendileri için bazı fırsatlar görüyorlar. Fakat aynı zamanda İran'da bir karmaşa ya da bölgedeki müttefikleri Suriye hükümetine karşı bir tehdit karşısında da çok kaygılanacaklardır.

İran'ın endişeleri Arap Baharı'nın jeopolitiğinin henüz kapanmayan bir mesele olduğunu açıkça gösteriyor. Suudi Arabistan'da bir karmaşa ve El Kaide ya da İran'ın güçlenmesi Amerika'nın kâbuslarına girse de, Washington'da politika üretenlerin bir rüyası da var. Suriye ve İran hükümetlerinin devrildiği ve çok daha ılımlı rejimlerle değiştirildikleri bir rüya bu. İsrailliler en büyük düşmanlarının ortadan kalkmasıyla kendilerine daha güvenir bir biçimde yaşama şansı olan bir Filistin devletinin oluşmasını kabul ediyorlar. Kaddafi yeniliyor ve minnettar Libyalılar Batı'yı kahraman olarak selamlıyorlar. Yeni ve meşru bir Yemen hükümeti El Kaide'ye karşı savaşa girişiyor. Suudi Arabistan'da hükümet krizi dağıtacak reformları sahipleniyor ve petrol akmaya devam ediyor.

Bu rüyanın gerçekleşmesi herhalde pokerde floş royal gelmesinin siyasi karşılığı olur. Olabilir, fakat kimse buna güvenerek hareket etmesin.

Financial Times 4 Nisan 2011

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT