1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. "1950 Sonrası Yakın Tarih Değinileri"
1950 Sonrası Yakın Tarih Değinileri

"1950 Sonrası Yakın Tarih Değinileri"

Özgür-Der Bartın Temsilciliği seminerleri 1950 Sonrası Yakın Tarih Değinileri semineriyle devam etti. Sunumu Kazım Özdemir yaptı.

A+A-

Kazım Özdemir şunları ifade etti:

1923 meclis darbesinden sonra önceki dönem hilafeti İslam dönemiyle bütün bağların koparılması hedeflendi. Geçmişi çağrıştıran Kur’an dili olan Arapça yasaklandı. Medreseler kapatıldı. İslami amaçla oluşturulmuş bütün vakıflar kapatılarak mallarına el konuldu. Alimler en ağır şekilde cezalara uğratıldılar. İstiklal mahkemeleri adı altında yargısız infaz kurumları oluşturularak birçok alimimiz ve Müslüman camianın önde gelen insanları suçsuz yere idam edildi. 15 bin insanımız bu şekilde infaz edildi. Amaçlanan şey geçmişle sadece İslam’ı çağrıştırdığı için birçok kurum ve kuruluş yasaklandı. Takrir-i sükun kanunu bahane edilerek muhalif sesler kısıldı. Müslüman camia ezanın Türkçeleştirilmesi, Kur’an okumanın yasaklanması, hafızlığın yasaklanması, hacca gitmenin yasaklanması ve birçok ibadethanenin kapatılması karşısında büyük bir acziyet yaşamaya başlamıştı. Toplumun dinle bağları iyice zayıflıyordu. Hasbelkader İslami hassasiyetlerini korumaya çalışan duyarlılık sahibi Müslüman insanlar her türlü riski göze alarak toplumun bu duyarlılıklarını diri tutmaya çalışıyorlardı. 1950’lere kadar İslam’ın sosyal hayatın tamamen dışına itildiği, Müslümanlığı çağrıştıracak bütün uygulamaların yasaklandığı, toplumun nesillerle bağlarının koparılmaya çalışıldığı, ümmetten ulus çıkarmaya dayalı uygulamaların en sert şekilde uygulandığı dönemler olarak yaşandı. Müslümanlar 1950’lerden sonra çok partili hayata geçilmesiyle birlikte bazı haklarına küçük küçük de olsa kavuşmaya başladılar. Bu kazanımlar İslam’ın geleceğini temin eden adımlar olmasa da her şeyin yasak olduğu vesayet rejiminin kısmen küçük tavizlerle geriletilmesi temennileriyle yeni bir sürece adım atıyorlardı. Ezan Arapça okunmaya başlanmış, cenazelerin kaldırılması, bazı dini vecibelerin yerine getirilmesi konularında görev yapacak insanların yetiştirilmesi amacıyla sembolik olarak bazı yerlere imam hatip okulları açılması, birkaç yere Kur’an Kursu faaliyetine izin verilmesi, siyaseten dindar nitelikli insanların o dönemin Demokrat Partisi’nde siyaset yapmalarına izin verilmesi gibi bir takım kazanımlar İslami camianın büyük kazanımları olarak algılanmaya başlandı. CHP zihniyetinin oluşturduğu nesillerle Müslüman camianın ilişkileri eşit olmayan koşullarda oluşmaya başladı. CHP zihniyeti dindar halkın saygı duyduğu, önem verdiği her hususu küçük görüyor, kamusal alanın, eğitim kurumlarının, resmi dairelerin, temsiliyet hakkını haiz oluşumların, söz söyleme, iş buyurma yetkisini kendinde görüyordu. İşte bu süreç 60’lı yılların ortalarına gelindiğinde İslami duyarlılığı önceleyen ve yüksek öğrenim görmüş, dil bilen, batıyı tanıyan ve İslami kimliğinden gocunmayan gençler siyasal sürecin içinde yer almaya başladılar. Dindar nitelikli bu şahıslar yakın tarih eleştirilerinde bulunmaya, yasaklar dönemiyle ilgili yanlışlıklara dikkat çekmeye ve Müslümanların kökleriyle yeniden bağlarını kurarak ve günümüzü İslamca yorumlayarak ve şekillendirerek toplumsal dönüşümün gerçekleşeceğine dikkatleri çekmeye başladılar. O dönemlerde Müslüman siyasetçi kimliğe sahip kişilerin siyasal zemini olarak öne çıkan Milli Nizam Partisi ve Milli Selamet Partisi tecrübesi ayrıca İslam dünyasındaki önemli düşün adamlarının kitaplarının Türkçeye çevrilmesiyle duyarlılık zemini oluşmaya başladı. Müslüman ailelerin çocukları akranlarıyla birlikte bu tarz yönelimlerin içinde yer almaya başladılar. Müslümanların sosyal/içtimai alanlarda çözümler üretmeye başlaması, ekonomi alanında alternatif projeler üretmeye başlamaları, sağcı muhafazakar önyargılardan tam olarak kurtulamasalar da o günün gençleri arasında imkanlılık olarak değerlendirilmesi gereken Müslümanlara özgüven aşılayan ve bazı kadrolarda görev alma avantajlarına dönüşen bir tecrübeyi ortaya koymuştu. Siyasi alanda Müslümanların rol almaları kimliklerinin icabıdır. İslam ferdiyetçi bir din değildir. İçtimai hayatı emreden Müslümanların toplum içerisindeki İslami kimlikleriyle öne çıkmalarını yani vahyin şahitliğini yapmalarını farz kılan bir dindir. Müslümanlar sadece kendi bireysel yaşantılarının sorumlusu değil, bütün toplumun ve gelecek nesillerinin ıslahına yönelik işler yapmak ve sorumluluk bilinciyle toplumsal bir yaşamı inşa etmek durumundadırlar.

Kazım Özdemir, müslümanın siyasal kimliğinin oluşması ve ümmet bilincinin inşası için okunacak kitap listesi tavsiyesinde bulunarak konuşmasını sonlandırdı.

kazim_ozdemir-20130410-02.jpg

HABERE YORUM KAT