Orhan Miroğlu

Orhan Miroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

19 Ocak

A+A-

Hrant Dink’i dört yıl önce 19 Ocak’ta öldürdüler. Hrant dört yıldır yaşamıyor. Adalet yerini bulmadı, Hrant’ın ölü bedeni orada, Agos’un önünde duruyor..

Sıradan bir cinayet davasına dönüştürdüler bu davayı.

1915’le yüzleşmeden o cansız beden oradan Agos’un önünden kalkmaz..

1915’le yüzleşmeden ve hesaplaşmadan, ne bu dava sonuçlanabilir ne adalet yerini bulabilir.

Hrant Dink Davası 1915’le yüzleşmenin ve tarihle hesaplaşmanın davasıdır artık.

Sanki Yasin Hayal biraz daha konuşsa, sanki Ogün Samast, öldürülmekten korkmayıp birkaç şey daha söylese, Hrant Dink cinayeti aydınlanacak, adalet yerini bulacak sanıyoruz.

Çok az insan ortada gücünü bir uğursuz tecrübeden alan bir devlet taammüdü olduğunun farkında.

Hrant ve dostları sadece bunun farkında..

Yani Hrant’ı dört yıldır yalnız bırakmayanlar. Agos’un önünde ve mahkeme kapılarında bu toplumun gerçek vicdanı olarak dimdik ayakta durmaya çalışanlar. O kadar ama.. Başka kimse yok, bu devlet taammüdünün farkında olan..

Dört yıl oldu, Hrant Dink davası sürüyor.

Ve dört yıldır, Hrant’ın avukatları davanın gidişatı konusunda her yıl kaleme aldıkları raporlara aynı gerçeği yazıp duruyorlar.

Bu cinayette failleri biraraya getiren ortak bir inanç, ortak bir tarih bilinci var diye.

Bu raporlarda yer alan sadece bir-iki paragrafı okumak bile bu korkunç gerçeği anlamaya yeter:

“Birbirleriyle kavgalı kurumların Hrant Dink cinayetinin hazırlığına katkı, işlenmesine kolaylık ve katil zanlısına kahraman muamelesi konusundaki uyumu, devlet kadrolarında mevcut bir başka güçlü zihniyetin ne kadar yaygın ve içselleştirilmiş olduğunu gösterdi. Sürece bir bütün olarak bakıldığında bu zihniyetin, cinayetleri içselleştiren, olağanlaştıran, meşrulaştıran farklılıklara, özellikle Ermenilere düşman İttihatçı geleneğin uzantısı olduğunu söylemek hiç de yanlış bir tesbit olmayacak.
Devletin yüzyıllık ittihatçı geleneğinin temelini oluşturan Ermeni düşmanlığının, bu cinayet sürecinde rol alan tüm kurum, kişi ve grupları birleştiren önemli bir faktör olduğu bu davada, adalete ulaşmanın yolu, bu düşmanlıkla ve bu düşmanlığın beslendiği tarihsel süreç ve devlet geleneğiyle yüzleşmekten geçiyor.

Raporda ifade edilen İttihatçı gelenek, bugün de yaşıyor.

Öldürülen kişi bir Ermeniyse bu geleneği besleyen bütün moral değerler, yok edilemeyen bir hastalık gibi yeniden karşımıza çıkıyor.

1915’i onaylayanlar, Hrant’ın öldürülmesini de rahatlıkla onaylayabiliyorlar.

Kimi “adil hafıza” garabetiyle yapıyor bunu..

Kimi İttihatçılığını gizleme gereği duymadan yapıyor.

Anadolu’da ikinci bir ulusun yaşamasına izin vermeyeceğini açıkça ilan ederek.

1915 felaketinin son kurbanı oldu Hrant Dink.

1915’ten bu yana hiçbir şey değişmedi. Hrant’ı Ogün Samast’a öldürttüler, sonra da bir bayrağın arkasına alıp fotoğrafını çektiler.

Vermek istedikleri mesaj açıktı.

Öldürülen bir Ermeni’dir ve bu ölüm hak edilmiş bir ölümdür!

Hrant’ı öldürdükten sonra, olay yerinden kaçarken, bağırıyordu Ogün Samast, bir Ermeni’yi öldürdüm diye!

Halkını bu topraklardan silen, yok eden bir soykırımın, meşru kabul edilen gerekçesi yeni bir yüzyılda, geldi Hrant’ı İstanbul’da buldu. Halkının soykırıma uğramasına yol açan gerekçe, Ermeni Hrant’ın ölüm fermanına atılan imza oldu.

Devlet taammüdü olmadan böyle bir fermanın gereğini yerine getirmek mümkün olmazdı.

Devletin istihbarat kurumlarının elinde bulunuyor herşey. Ama onlar yazışmalara, sorulan sorulara cevap olabilecek kayda değer bir şey söylemiyorlar.

Hrant’ı İstanbul Valiliği’ne çağırıp öldürüleceksin diye tehdit eden MİT, bu cinayete giden süreçte neler oldu, bu “milli görevin” ifasına karar verenler kim, bu konuda hiçbir istihbarat bilgisine sahip olmadığını iddia ediyor.

Kim inanır buna? Öldürülünceye kadar yazdığı her yazı dahil bütün hayatını kontrol altına aldığın ve takip ettiğin bir insanın, öldürülmesi hakkında bir bilgiye sahip olmadığını söylemek, cinayetin, “birbiriyle kavgalı kurumların” mutabakatı sonucu gerçekleştiğini itiraf etmekten başka bir anlam ifade etmez..

Dört yıl oldu, Hrant orada, Agos’un önünde yüzüstü yatıyor..

Dört yıl sonra, birbiriyle kavgalı kurumların, birbiriyle kavgalı partilerin kavgası Hrant Dink cinayeti karşısında, ilan edilmiş bir ebedi ve ulusal barışa dönüştü.

Bu “ebedi ulusal barış” Türkiye’de artık katillerin, cinayetten sonra önünde fotoğraf çektiği bayraklarla değil, “adil hafıza” talebiyle tanımlanıyor..

orhanmir@hotmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT