1. HABERLER

  2. HABER

  3. 18 Yıllık Sessizliğin Ardından Vahşeti Anlattı
18 Yıllık Sessizliğin Ardından Vahşeti Anlattı

18 Yıllık Sessizliğin Ardından Vahşeti Anlattı

1992 yılında eşi vahşi yöntemlerle öldürülen Emine Gülmez adlı kadın, 18 yıldır yüreğinde taşıdığı acıyı anlattı. Eşi, askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra vahşice öldürülmüş...

A+A-

Tehdit edildiği için çocuklarını koruma iç güdüsüyle susan Gülmez, 18 yıl sonra konuştu. Eşi askerler tarafından gözaltına alınan, ardından eşi ile birlikte 7 kişinin cesediyle karşılaşan Gülmez, vahşetin resmini şöyle çizdi: "Yüz kısmı parçalanmış ve gözleri çıkarılmıştı. Beyni dışarı çıkmıştı. Kolları ve parmakları birçok yerden kırılmıştı. Hatta kafasının içinde bir taş kalmıştı. Tüm dişleri kırılmıştı."

Faili meçhuller, köy yakmalar ile zorunlu göç, akıbeti bilinmeyen kayıpların en yoğun yaşandığı 1990'lı yıllarda yaşanılan trajedilerin tanıkları konuştukça yaşanan insanlık dışı uygulamalar bir bir açığa çıkıyor. İHD ve TİHV gibi kurum ve kuruluşların hazırladıkları raporlar ve yıllık bilançolara göre, 17 bin 500 kişinin "faili meçhul" cinayetlerde, 5 bin kişi yargısız infazlarla, 40 bin kişinin ise çatışmalarda hayatını kaybettiği ve bin 368 kişinin kayıp olduğu, 4 bin 500 köyün boşaltılarak 3 ile 4 milyon kişinin göç etmek zorunda kaldığı bu trajedinin tanıklarından biri de Batmanlı Emine Gülmez. 1992 yılında Batman'ın Gercüş İlçesi'ne bağlı Nurlu Köyü'nde oturan Emine Gülmez, bu süreçte eşini kurban verenlerden sadece biri. 6 çocuk annesi Gülmez'in eşi 1992 yılında insanlık dışı yöntemlerle katledildi.

18 yılın sessiz çığlığı

Yaşadığı acının ve çaresizliğin izlerini bakışlarında taşıyan Gülmez, eşi öldürüldükten sonra tehdit edildiği için 6 çocuğunu koruma iç güdüsüyle yaşadığı acıyı yıllarca yüreğinde yaşamış ve hiçbir girişimde bulunamamış. Aradan geçen 18 yılın ardından Gülmez, yaşadıklarını anlatmaya ve sorumluların açığa çıkarılarak cezalandırılması için girişimlerde bulundu. Yaşadıklarını anlatırken aynı acıyı tekrar yaşayan Gülmez, "Uzun sürmesin dayanamıyorum" diyerek, yaşadığı acının boyutunu ortaya koyuyordu. Yıllarca Suudi Arabistan'da işçi olarak çalışan Gülmez'in eşi Sabri Gülmez, 1992 yılında çalıştığı iş yerinden 20 günlük izin alarak köye eşinin ve çocuklarının yanına gelir. Köye gelen eşi ile birlikte 12 Haziran'da tarlaya çalışmaya giden Gülmez, o günlerde köye yakın yerde geniş çaplı askeri operasyonun başlattığını belirtti. "Bir anda etrafımız askerler tarafından sarıldı. Ne olduğunu bilmiyorduk. Hatta eşime askerlerin bize zarar vereceğini söyledim ama eşim 'Bir şey yapmamışız, çalışıyoruz, bize bir şey yapmazlar' diyerek beni sakinleştirmeye çalışıyordu" dedi.

Eşinin tülbendiyle gözleri kapatılıp gözaltına alındı

Etrafını saran askerlerin yanına geldiğini ifade eden Gülmez, "Eşimi yere yatırdılar. Başımda bulunan tülbendimi alıp eşimin gözüne bağladılar. Onun sırtına basarak onu dövmeye başladılar. Belindeki kemeri çıkarıp onu dövüyorlardı. Bir asker olayı görmemem için yüzümü kapattı. Ardından ikimizi de alıp götürdüler" dedi. Akşam saatlerine kadar karakolda kaldıklarını belirten Gülmez, ardından gözü kapalı şekilde aldıkları yere bırakarak serbest bırakıldığını ancak eşinin bırakılmadığını söyledi. "'Arkana bakmadan çabuk evine git' dediler. Ben kadın başıma bir şey yapamazdım zaten" diyen Gülmez, "Eşimin askerlerin elinde olduğunu ve bir şey yapmadığını düşündüğüm için onu da bırakacaklarını düşünüyordum ve sabaha kadar bekledim" dedi. Sabah olduğunda eşinin hala bırakılmadığını ifade eden Gülmez, "Ertesi gün bizim köye 10 dakikalık uzaklıkta bulunan Ispınak Köyü muhtarı, bizim köyün muhtarını arayıp 'Gelin burada 7 insan cesedi var. Kefenleyip yıkayalım ve defnedelim' demiş. Bizim köylüler gidince ben de eşim için onlarla birlikte gittim" dedi.

6 PKK'li ve eşi paramparça edildi

Köye giden Gülmez, tahmin edemeyeceği bir tablo ile karşılaşır ve gördükleri karşısında şoka girer. Gördüklerini anlatmakta zorlanan Gülmez, söz konusu köye gittiklerinde 6'sı PKK'li ve eşinin cenazesi ile karşılaşır. Gülmez, "Gittiğimizde 7 insan cesedi vardı. 6'sının cesedi paramparça olmuş ve tanınmaz haldeydi. Elleri, ayakları, başları bir yerdeydi. Benim eşimin vücudu tamdı. Ancak yüz kısmı parçalanmış ve gözleri çıkarılmıştı. Beyni dışarı çıkmıştı. Kolları ve parmakları birçok yerden kırılmıştı. Hatta kafasının içinde bir taş kalmıştı. Tüm dişleri kırılmıştı. Eşim ölü vaziyette sırtı taşa yaslandırılmıştı" dedi. Gülmez, "Bizim topladığımız boş kovanlara göre 75 mermi göğüs kısmına sıkılmıştı. Ben eşimi elbiselerinden tanıdım. Eşimi kaynanam, kayınbiraderlerim ve görüncem de tanıdı" dedi. Askerlerin köy muhtarını "Siz bunları götürürseniz sizi de öldürürüz" şeklinde tehdit ettiği için cenazeleri korkudan köye getiremediklerini belirten Gülmez, "Eşimi diğer ölü insanlarla birlikte dini vecibelerini yerine getirdikten sonra köy mezarlığına gömdük. Mezarın şimdi nerde olduğunu biliyorum" dedi.

Tehdit aldı ve göç etti

Yaşadıklarının ardından bir üsteğmenin evlerine gelerek, "Eşinizi başka yerden gelen askerler öldürdü. Buradan göç etmeyip sesinizi çıkartırsanız sizi de öldürecekler" şeklinde telkinde bulunduğunu belirten Gülmez, ardından 6 çocuğunu alıp Diyarbakır'a yerleşir. 18 yıl sonra yüreğinde taşıdığı acıyı paylaşan Gülmez, İHD Diyarbakır Şubesi'ne başvurarak, hukuki yardım talebinde bulundu. Gülmez, tek isteğinin eşinin faillerinin bulunup cezalandırılması olduğunu söylüyor.

İHD hukuki süreci başlatacak

Başvuruyu alan İHD avukatlarından Av. Serdar Çelebi, binlerce kişinin faili meçhul cinayetlere kurban gittiği 1990'lı yıllarda her gün bir yenisinin açığa çıktığını belirterek, aileye gerekli hukuki yardımı yapacaklarını söyledi. Çelebi, konuya ilişkin Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti.

(Kaynak: DİHA)

HABERE YORUM KAT