17 Şubat darbesi: Yargının intiharı

19.02.2010 00:22

Mustafa Ünal

Önce bir test sorusu... Zor bir soru: 'Adalet Bakanı kurulmuş bir zemberek gibi konuştu.' Bu sözü aşağıdakilerden hangisi söylemiştir: a) CHP lideri Deniz Baykal, b) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, c) BDP lideri Selahattin Demirtaş, d) HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek.

Eğer son gelişmelerini dikkatli takip etmiyorsanız doğru şıkkı bulmanız kolay değil. Sakın 'Bunu ancak bir siyasetçi söylemiş olabilir' düşüncesiyle liderler arasında seçim yapmaya kalkmayın, yanılırsınız. Ben çevremde denedim, doğru şıkkı bilen çok az çıktı. Sallayanların tutturma şansı hiç yok.

Evet, bu cümle HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek'e ait. Dün güne başlarken Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda, vekili sıfatıyla Başkanı'na Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e söyledi. Bu ancak siyasi bir polemikte farklı politikacılar arasında kullanılabilecek bir söz. Kadir Özbek'e hiç yakışmadı.

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya da doğrusu hiçbir fırsatı kaçırmıyor, baksanıza hemen sahneye çıktı, kapatmayı ima ederek AK Parti hakkında inceleme başlattığını duyurdu. Bu tabloda bir o eksikti. Meslek dayanışmasının bu kadarına pes...

Yargı mensupları bir siyasetçi gibi konuşamaz. Yüksek yargı hiçbir siyasi çizginin uzantısı değil. Ve asla bir siyasetçi gibi ayaküzeri açıklama yapma lüksleri yok. Kararlarını eleştirenlere siyasetin diliyle, polemik üslubuyla cevap verme hakları da yok.

Dudaklarından dökülen her sözü tartarak, düşünerek konuşmaları gerekir. Evrensel kuraldır: Yargı, ağzıyla değil kararlarıyla konuşur. Dünyanın her yerinde yargı günlük tartışmaların parçası olmaktan kaçınır. Bizde kararlar da konuşmalar gibi sorunlu.

İşte ortamı geren son tartışma... HSYK'nın Erzurum'da dört savcının yetkilerini geri alan kararından söz ediyorum. Tıpkı 367 gibi vicdanların kabullenmekte çok zorlandığı bir karar bu. Şemdinli'den de ağır. 'Yargı darbesi' doğru bir tespit. 27 Nisan muhtırasına benzetenler de haksız değil.

Yargıtay'ın veya Danıştay'ın destek açıklamaları kararı kuvvetlendirmiyor. Adil ve hukuki karara da dönüştürmüyor. Bunların meslek dayanışmasından öte bir anlamı yok. Dün bazı Yargıtay üyelerinin HSYK'yı ziyaret etmeleri de farklı değil.

HSYK'yı bu tartışmalı kararı almaya iten sebep ne? Kurul'a dışarıdan bir baskı söz konusu oldu mu? Asıl sebep, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması mı? Yoksa Üçüncü Ordu Komutanı Saldıray Berk'in 'şüpheli sıfatıyla' ifadeye çağrılması mı? Tesadüfe bakın ki HSYK bu kararı alırken Saldıray Berk de Ankara'da idi.

Hepsinden önemlisi HSYK acaba sokakta insanın vicdanında yer eden, yürüyen bir davaya müdahale ettiği inancını nasıl silecek?

HSYK'nın hangi bilgi ve belgeye dayanarak bu kararı verdiği sorusu cevapsız. Neresinden bakılırsa bakılsın bu yargılamaya açıkça müdahale. Dışarıdan değil, bizzat yargının içinden. Yargının yargıya müdahalesi söz konusu...

Erzurum savcıları durduk yerde harekete geçmedi. İlhan Cihaner hakkındaki iddialar ciddi. Ergenekon örgütüne üye olmak duymazdan gelinir mi? Ayrıca darbenin Erzincan ayağını oluşturmakla suçlanıyor. Süreç sadece savcının inisiyatifiyle gelişmedi, hakimler de devrede. Savcı istedi, hakim tutukladı. HSYK'nın kararına rağmen Cihaner'in tutukluluğuna yapılan itiraz reddedildi.

O dosya şimdi ne olacak? Yeni görevlendirilen savcılar nasıl çalışacak? Saldıray Berk'in 10 gün içinde ifade vermesi gerekiyordu. Bu müdahaleden sonra süreç aynen işleyecek mi?

HSYK bu kararıyla hukuka, yargıya ve adalete büyük darbe vurdu. 17 Şubat sürecinden çıkışın tek yolu HSYK'nın yapısını Ankara kriterlerine göre değil evrensel standartlara göre yeniden düzenleyecek bir yargı reformu... Başka da çare görünmüyor.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim