1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. 16 Temmuz Gençlik Hareketi Ne İstiyor?
16 Temmuz Gençlik Hareketi Ne İstiyor?

16 Temmuz Gençlik Hareketi Ne İstiyor?

Bülent Şahin Erdeğer, 16 Temmuz Gençlik Hareketi adı altında örgütlenen gençlerin kim olduğunu, amaçlarını ve vermek istedikleri mesajları Yeni Söz’e anlattı.

A+A-

“Bölgenin topyekûn özgürleşmesi talebini dillendiriyoruz. Talep nedir? Halkların kendi iradeleriyle hareket edebilmeleri, kendi anadillerini konuşabilmeleri, kendi düşüncelerini özgür bir şekilde ifade edebilmeleri yani fıtri taleplerini ifade edebilmeleridir. Bu anlamda biz Türkiye içerisinde ve Türkiye dışarısındaki tüm özgürlük taleplerini mezhep din dil etnik ayrım gözetmeksizin sahipleniyoruz.”

Yeni Söz gazetesinden Ahmet Bolat'ın sitemiz yazarı Bülent Şahin Erdeğer ile yaptığı röportaj: 

Ortadoğuda yaşanan ‘Arap Baharı’nda özgürlük hareketlerinin son halkası Suriye’de mücadele devam ediyor. Esad rejiminin isyanı bastırmak için uyguladığı şiddet nedeniyle devrimci gençler, kadınlar ve hatta çocuklar birer birer toprağa düşmekte. Türkiye’de ise yaşanan zulme seyirci kalmak istemeyen gençler, Suriyeli kardeşleriyle dayanışmak için sınıra gidecekler. 16 Temmuz Gençlik Hareketi adı altında örgütlenen bu gençlerin kim olduğunu, amaçlarını ve vermek istedikleri mesajları Suriye’de isyan kıvılcımının çakmasından başlayarak, 16 Temmuz gençlik hareketi üyesi, araştırmacı yazar Bülent Şahin Erdeğer ile konuştuk. 

Ahmet Bolat / Yeni Söz Gazetesi

Suriye’ye devrim ateşi nasıl sıçradı?   

Suriye’de 15 Mart tarihiyle başlayan bir süreç var. Mısır devrimi olduktan sonra Suriyeli iki kadının “darısı bizim başımıza!” şeklindeki telefon görüşmesi dinlemeye takılıyor ve bu kadınlar tutuklanıyor. Başörtüleri yırtılıp, saçları kazınıyor.  Bu olayı protesto etmek için Der’a kentinde liseli geçlerin lise duvarına yazdıkları “Şa’b Yurîd İskatu’n Nizâm! (Halk düzenin değişmesini istiyor!)” sloganı muhaberat tarafından gözaltına alınmalarına sebep oluyor. Bir hafta boyunca bu çocuklara da akla hayale gelmeyecek işkenceler yapılıyor. Çocukların aileleri, bizzat valiye giderek çocuklarının verilmesini istiyorlar ama onlar da hakaretlere uğruyorlar. Bunun üzerine bölgede toplumsal bir muhalefet ve gösteriler başlıyor. Der’a’dan dalga dalga yayılan ilk gösterilerde yaylım ateşi açılıyor. Bu sefer katledilenlerin cenazesine iki katı insan katılıyor. Olaylar zincirleme olarak devam ediyor. 

Suriye halkının talepleri neler? 

Halkın temel isteği elli yıla yaklaşan tek parti iktidarının son bulması.  İnsanların düşünce özgürlüğünün sağlanabilmesi, yolsuzlukların ve haksızlıkların ortadan kalkması, zulmedenlerden hesap sorulması gibi gayet insani talepler. Bu taleplere Suriye devletinin verdiği cevap ise HafIz Esad döneminde olduğu gibi, babadan kalma diktatörce politikalar oldu.  Kadınlara tecavüz edilerek halk namusla terbiye edilmeye, insanların üzerine ateş açarak zulümle ve ölümle imtihan edilmeye çalışılıyor. 

Esad’ın halkın gözündeki yeri nedir ve verdiği reform sözleri neden karşılık bulmadı? 

Esad iktidara geldiği on bir yıldır aynı reform sözlerini söylüyor, dolayısıyla halk kendisini kötü babanın iyi oğlu olarak gördü ve kötü babanın iyi oğlunun reform yapacağına dair bir umut taşıyordu. Fakat Esad’ın yaptığı şey ülkeyi Çin modeline göre yönetmek oldu. Nedir Çin modeli, ülkeyi kapitalizme açmak, ekonomik olarak “reform yapmak” ama siyasi anlamda ise diktatörlüğünü sağlamlaştırmak. Bu yöntem Sadece siyasal ve sosyal özgürlüklerin sözde kaldığı ama ekonomi de alabildiğince kapitalistleşmenin sınıf çelişkisin arttığı fakirin daha fakir, belli bir zümrenin ise çok zengin olduğu ama sosyal anlamda da diktatörlüğün daha fazla olduğu bir toplum yapısını çıkartıyor. Bu süreç başladığında insanların talebi doğrudan Esad’ın gitmesi yönünde değildi. Devlet terörü katlanarak devam edince toplumdaki güven sıfıra indi bugün Suriye muhalefeti tamamen devrim talep eden bir noktaya geldi. Bunun sorumlusu halk değild, Suriye devletinin babadan kalma diktatöryal politikalardır. 

Ezilenlerin kıyamı! 

Suriye’de devrim talebinde bulunan kitleler kimlerden oluşuyor? 

Devrimi talep eden kitle Hama’da katledilen, kaybedilen ya da susturulan, fiziki ya da psikolojik olarak baskı gören neslin çocukları. Bu gençler babaları anneleri zulüm görmüş, bu travmayı yaşamış seksen kuşağının çocukları. Mısır ve Tunus’ta ki kuşakdaşları gibi internet üzerinden örgütlenebilen bu gençler başı çekiyor ve dünya kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Buradan şöyle bir sonuç çıkmıyor, bu başıboş sadece gençlik hevesiyle ortaya çıkmış bir hareket değil. Öyle olsaydı Mart’tan bu yana bu kadar sistematik bir şekilde devam etmezdi. Suriye’de çok ciddi bir İslami ilim geleneği var. Suriye toplumu Türkiye’deki gibi tepeden aşağıya ideolojik bir şekilde sekülerleştirilmediği için mescitler kısmi de olsa işlevlerini görebiliyorlar. Bundan kastettiğimiz mescitlerde ilim halkalarının mevcut olması. İlim adamları, ulemalar önemli bir etkiye sahip. Ulema genelde Hama travmasından sonra açıktan siyasal bir muhalefet yürütmek yerine halkın İslami açıdan bilinçlendirilmesine kendilerini adamışlardır. Çocukların, gençlerin, kadınların eğitimine yönelik eğitim faaliyetlerde buluyorlar ve bu insanlar daha çok İhvan kökenli imamlar. Dolayısıyla siyasal bilince sahip imamlar fakat açıktan devrim çağrısı yapan insanlar değiller. Ancak bu son süreç ihvanın ruhunu yeniden diriltti. İhvanı Müslimin ve İslami söylem Suriye’de yasak olduğu için açıktan kendisini ifade eden bir imkan bulunamıyordu. Zaten İhvan yapısal olarak devlet tarafından da çökertilmiş durumdaydı. Sürece ise örgütsel olarak hakim değil ancak İhvanın ruhu bu son süreçte dirilmiş durumda. 

İhvanın ruhundan kastınız nedir? İhvan Suriye’de nasıl bir yöntem izliyorlar? 

Halk camilerde bahsettiğim alimler etrafında örgütleniyorlar.  Bu alimler ders halkalarına, ders halkalarındaki öğrencilerde sokaktaki insanlara ulaşıyor ve ortak bir söylem geliştiriliyor. Cumalara isimler veriliyor. Daha kapsayıcı, mezhep çatışmasına yol açmayacak bir dil kullanılıyor ve Suriye halkını temsil eden bir halk hareketini oluşturuyor. Salt İslami değil tüm halkı kapsayan bir söylem oluşturuluyor. Bu tüm şehirlerinde ortak bir söylem olarak ifade ediliyor. Suriye’deki hareketin öncüsü camiler ve camilerdeki ilim halkalarıdır. Bunlar Suriye’deki devrim hareketini örgütleyen hareketlerdir. 

Ne mesaj veriyorlar? 

İki tane mesajları vardır; birincisi bahsettiğim Suriye halkının haklı taleplerini dillendirmek. İkincisi tamamen dış müdahaleye karşı, anti-emperyalist, anti-siyonist bir karakter olarak bu iki temel üzerine şekillenmektedir. Bu anlamda da Suriye dışında mücadele vermiş liberal muhalif hareketlerden de ayrılan, Suriye halk hareketini temsil eden hareket budur. 

Peki 16 Temmuz Gençlik Hareketi nereden çıktı? Kim bu Türkiye’deki gençler? 

Türkiye’de Suriye için bir kamuoyu eksikliği olduğunu düşünüyoruz. Aslında Türkiye kamuoyunun Suriye’deki kamuoyundan ayrı bir kamuoyu olmadığını; İzmir, Kayseri bizim için neyse Şam’da, Halep’te odur mesajı vermek için kamuoyu çalışması yapmayı düşündük. 16 Temmuz Gençlik Hareketi böyle başladı. 15 Mart Gençlik Hareketi’nden ilhamen, oradaki gençlerin başlattığı bir şey olduğu için bizde buradan gençlerin başlattığı karşı bir dayanışma hareketi olarak bunu düşündük. 

Zihnimizi sınırlara teslim etmeyeceğiz 

Oluşturduğunuz bu hareketle neyi amaçlıyorsunuz, nasıl bir söyleminiz var? 

Amacımız şu: Bu sınırlar yapay sınırlardır ve emperyalistlerin çizmiş olduğu sınırlardır. Dolayısıyla emperyalizmin oyunundan bahsedeceksek, emperyalizmin oyunu,  zihnimizi bu sınırlara teslim etmektir. Diyoruz ki yüz yıl önce bu sınırlar yoktu ve biz Saraybosna’dan, Tanca’dan, Fas’tan, Endonezya’ya kadar çok özgür bir toplumda yaşıyorduk. Emperyalistler bu toprakları işgal ettikten sonra bu toprakları ulus devletlere böldüler ve ulus devletler aracılığıyla bu toprakları sömürdüler. Toplumsal olarak Bahreyn’de de Suriye’de de Mısır’da da Türkiye de Kürt sorununda  yada Türkiye’nin diğer bölgelerindeki sorunlarında da talep edilen tüm özgürlük çağrılarını destekliyoruz.  Bölgenin topyekûn özgürleşmesi talebini dillendiriyoruz. Talep nedir? Halkların kendi iradeleriyle hareket edebilmeleri, kendi anadillerini konuşabilmeleri, kendi düşüncelerini özgür bir şekilde ifade edebilmeleri yani fıtri taleplerini ifade edebilmeleridir. Bu anlamda biz Türkiye içerisinde ve Türkiye dışarısında ki tüm özgürlük taleplerini mezhep din dil etnik ayrım gözetmeksizin sahipleniyoruz. Bu anlamda yeni sınırlara mahal vermeden yeni ulus devletler kurmaya gerek kalmadan sınırların anlamsızlaştığı bölgenin bütünleştiği bir hayalimiz var. Bu hayal gerçek dışı bir hayal değil. Bugün AB kendi aralarında ikici dünya savaşı yapmış Avrupa ülkeleri bunu gerçekleştirip bir birlik oluşturabilmişlerse o halde İslam birliği hayal değildir. Müslümanlar ve gayrimüslimler bölgede barış ve huzur içerisinde İslam ümmeti çatısı altında yaşayabilirler. Bunu yeniden düşündürmek ve bu sınırların yapay olduğunu hatırlatmak için sınırlara gidiyoruz. Temel mesajımız bu İkinci mesajımız Suriye’de yaşanan vahşeti gündemleştirmek. Suriye halkıyla moral dayanışmasını gerçekleştirmek. İnşallah 15 Temmuz Cuma gününü Suriyeli devrimciler de ‘Sınırlarla Dayanışma Günü’ ilan edecek. 

Hatay’da, Suriyelilerin yerleştirildiği kampa gidecektiniz, son anda güzergah değişti ve Kilis’e gitmeye karar verdiniz. Neden böyle bir karar alındı? 

Bütünsel özgürleşme talebimizi Şii, Sünni, Türk, Kürt, Arap, Fars gözetmeksizin ifade ettiğimizde bundan rahatsız olan derin güçler oldu. Özellikle Ergenekon yapılanmasının gençlik kolları olarak tanımlayabileceğimiz İşçi Partisi’nin gençlik kolları, TGB, TKP gibi yapılanmalar bizi açıkça hedefe oturttular ve Hatay’daki alevi vatandaşları kışkırtan yayınlar yaptılar. Bizim Hatay’a gidip Alevilere saldıracağımızdan tutun ikinci Sivas katliamı yapacağımıza kadar akla hayale gelmeyecek yalan ve iftira kampanyaları başlattılar. Biz bu oyunun içerisinde olmayacağımızı ifade ettik. Bizim amacımız Alevi-Sünni çatışması gibi saçma sapan bir çatışma değil aksine bölgenin despotlardan ve emperyalizmden kurtulma çabasıdır. Amacımız bu olduğu için meseleyi böyle bir eksene kaydırmamak için bu oyuna gelmeyeceğimizi belirttik. Alevi dedelerle de görüşmeler yapıp böyle bir amaç içerisinde olmadığımızı onlara da belirttik. Ancak toplumsal hareketler kontrol dışına çıkabilir. Orada bir katılımcının bile burnunun kanaması tüm yaptıklarımıza bedel olacaktır. Buna mahal vermemek için gerek alevi vatandaşlarımızın bu kışkırtmaya alet etmemek için hem oraya gidecek olan vatandaşlarımızı bu tarz bir tartışmanın içine sokmamak için biz Suriye sınırın başka bir bölgesine güzergahımızı taşıdık. Bunun için Kilis, Öncüpınar sınır kapısına gideceğiz. On arkadaşımız ise Hatay sınırındaki kardeşlerimize ulaşıp, çocuklara oyuncaklar verecekler onlara moral mesajı verecek. Bu da amacımızın bir provokasyon olmadığının en açık kanıtıdır. Ben herkesi bahsettiğimiz idealler doğrultusunda sınıra davet ediyorum. İnşallah orada hep beraber dayanışma ile bölge halklarının kardeşliğini vurgulayacağız.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum