1. YAZARLAR

  2. HAŞİM AY

  3. 15 Temmuz Darbe ve Direniş Sürecinin Asli Kazanımları
HAŞİM AY

HAŞİM AY

Yazarın Tüm Yazıları >

15 Temmuz Darbe ve Direniş Sürecinin Asli Kazanımları

A+A-

Darbe Zorbalığına Karşı Milyonların Haklı ve Onurlu Kıyamı – 2

15 Temmuz Direnişimizin Asli Kazanımları

Şüphesiz bu darbe girişiminde bulunanların planı Allah’ın izniyle tersine dönmüştür. Yüce Rabbimizin Bakara Suresi’nde belirttiği “Şer gördüğünüzde hayr, hayr gördüğünüzde sizin için şer olabilir” ayeti tabiri caizse bugünkü ortama şap diye uymuştur.

Allah’ın izniyle halkın cesur tutumu ve siyasi liderliğin basiretiyle başarısızlıkla sonuçlanan bu darbe girişimi hayra dönüşmüştür. Uzun zamandır ülkede gerilimlerin kaynaklarından biri olan, bürokrasiye ve sistemin kılcal damarlarına adeta bir ur gibi saplanan bu takiyyeci ve kalleş yapının köklü bir şekilde bünyeden sökülüp atılmasına çalışılıyordu. İşte şimdi bunun için gün doğdu, fırsat kapıya geldi. Yol açtığı ve açacağı mağduriyetler parantez içerisine alınarak bakıldığında darbe girişiminin bastırılmasından itibaren süregelen tasfiye operasyonları bu bağlamda yerindedir. Tüm bunlar sonucunda inşallah toplum ve sistem bünyesi bu urdan temizlenecektir.

Sürecin bir diğer kazanımı veya hayrı ordu kurumunda var olan o kibirli duvarın, “layüsel” algının yerle bir olmasıdır. Halkın gözbebeği addedilen, Peygamber ocağı olarak algılanan ve adeta kadir-i mutlak şekilde bir imaj oluşturan TSK’nın imajı tarihte hiç olmadık şekilde zedelenmiştir. Halk ordunun imajını fena halde çizmiştir!

Yine bu bağlamda Türkiye toplumuna üstten bakan, halkı “cahiller sürüsü” gibi algılayan sosyalist, liberal, Kemalist vb. birçok zümre bu manzara karşısında bocalamış, tanımlamaktan aciz kalmış ve meydanlarda karşılık bulan dini tonlar karşısında hasetten ve kıskançlıktan adeta parmaklarını ısırmıştır. Söz konusu kesimler bu halkın kafasına daha fazla vura vura onu sekülerize edemeyeceklerini, toplumsal dönüşüm noktasında sürdüre geldikleri mühendislik projelerinin toplumda karşılık bulmadığını ve halk gerçekliğinin hiç de öyle zihinlerinde kurguladıkları sahte gerçeklik algısı gibi olmadığını anlamışlardır.

Dolayısıyla gerek ordu, gerek sol, liberal, Kemalist vs. halka tepeden bakan, tahfif eden seküler paradigmanın seçkinci çocukları bundan sonra darbe türü alçakça atraksiyonlara girişmeden önce yedekte hep bir “halk faktörü”nü hesaba katmak zorunda hissedeceklerdir kendilerini.

Ayrıca bugün meydanlarda sokak başlarını tutan, darbeci zorbalara fedakarca ve coşkuyla direnen bu halk kendisine rağmen yakarak yıkarak “Özyönetim” zorbalığına soyunanlara da “Özyönetim”in ne demek olduğunu göstermiştir. Karakolları, emniyet binalarını ve buna benzer birçok kurum binası önünde nöbete duran halk darbecilerin takviye almasına izin vermemiş, sivil-asker bürokratların yakasına yapışarak kimlik sormaya cesaret edebilmiştir. Darbecilere karşı cesurca ayağa dikilen bu halk günlerce bir tür Özyönetim ve Özsavunma modeli üretme yoluna gitmiştir.

Şer görünen bu süreci mündemiç bir diğer başlıca hayr da şüphesiz Türkiye’deki toplumsal yapıda belirginleşen büyük değişimdir. Türkiye toplumunun son on yılda siyasal kültürünün de olumlu yönde ciddi değişimlere uğradığı bu vesileyle en açık şekilde görülmüş oldu. Ve açıkçası bu sonuç tam da bu nedenle çoğumuzu şaşırttı. Ne İslamcılar, ne siyasiler ve ne de küresel siyaset üreticileri günün birinde bu devletçi, itaatkar, uzlaşmacı, uyuşuk toplumun ayağa kalkabileceğini, böyle milyon milyon olup alanlara dökülebileceğini öngörememişti. Meydanlara doğru akan bu kitlesel coşkuyu batılı sosyoloji kürsülerinin ürettiği masa başı toplumsal değişim kuramları açıklayamaz.  Tıpkı dün Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de olduğu gibi Ortadoğu’nun Müslüman halkının bir diğer unsuru olan Türkiye halkının kahir ekseriyeti yine bugün de batılı siyaset ve akademi kürsülerinde köşe kapan ve yerelde onların tezleriyle konuşanları şaşkına uğratmıştır. Bugün aşikar olan şu ki meydanlara koşan Türkiye halkı, halkı dönüştürme hedefi olan iyi kötü tüm kesimleri şaşırtmıştır. Bu nedenle İslamcılar olarak bizlerin bugünden itibaren toplum değerlendirmesini sil baştan yenilemesi gerekmektedir.

Bu sonuç kendi içinde ayrıca başka hayırlara gebedir. Şöyle ki; bugün meydanlarda sinsice planlanmış ve gerekirse ülkeyi baştan aşağıya yangın yerine çevirmekten geri kalmayacağı sinyalini veren bu alçak darbecilere karşı direniş azmini kuşanarak bu halk “Bizden adam olmaz!” kabulünü sarsmıştır. Özgüven edinmiştir ve kendisinin hayrını düşünen örgütlü kesimlere özgüven aşılamıştır. Bu bağlamda yerleşik birçok ezberi bozmuştur. Kendi öz imkanlarıyla inisiyatifini ele aldığı meydanlarda linç kültürüne yer vermemiştir. Sadece direnmemiş aynı zamanda direnişte ahlakilik ilkesine de mümkün olduğunca bağlı kaldığını göstermiştir. Yani özellikle de direnişten “yıkma”yı anlayan sola ve bazı sözüm ona “İslamcı”ya hem şöyle okkalı bir direniş dersi, hem de direniş ahlakı dersi vermiştir. Darbecinin tankına topuna rağmen meydanları bırakmayan ve istikrarlı nöbetini halen de sürdüren bu halk bugün direnişin kitabını yazmıştır. Ortaya koyduğu şahitlikle tüm örgütlü kesimlerle birlikte biz İslamcılara da çok güzel bir öğretmen olmuştur. Suriye’deki sistematik gaddarlığı 24 saat içinde en derin biçimiyle kendi şartlarında müşahede eden bu halk, Mısırlı kardeşlerinin mücadele pratiğinden edindiği bilinçle Türkiye meydanlarını adeta Adeviye Meydanı’na çevirmiştir. Ümmetin bu direngen halkları sayesinde şu yokluğundan dem vurulan “vahdet” olgusu vuku bulmuştur. Ümmetin direngen halklarının kalbi Türkiye’deki kardeşleriyle atmış, Müslümanlar günlerce gecelerce kardeşleri için semaya ellerini açmışlardır. Yanı sıra Türkiye’nin tarihî bir halk direnişine sahne olan meydanlarına Suriyeli, Filistinli, Afrikalı vd. kökenlerden insanlar da destek vermekle vahdet ve kardeşliğin çok güzel bir örneğini ortaya koymuşlardır. Meydanlarda açtığı Türkiye, Özgür Suriye, Filistin, Mısır vs. bayraklarıyla ve bazılarının sindirememesine rağmen elden düşürülmeyen tevhid sancağıyla Türkiye’deki halk kıyamı ümmetin dostlarının göğsünü kabartmış ve düşmanlarını da çıldırtmıştır. Bu halk bugün meydanlarda açıkça ümmetin birliğini ve kardeşliğini dosta düşmana ilan etmiştir!

Öte yandan bu vesileyle karizmatik liderlik türünün gücünü bir kez daha fark ettik. Türkiye’deki mevcut sosyoloji “halkın kaypaklığı”nın ötesinde “halkın bağrına basabileceği bir lider veya liderlik” açlığını yaşadığını ortaya koymuştur. Kendinden olan, kendisine güven veren bir lideri nasıl bağrına basabileceğini gayet fedakar ve cesur bir şekilde dünya aleme göstermiştir. Recep Tayyip Erdoğan’ın dudakları arasından çıkacak tek bir kelimeye gözlerini diken bu halk, bu üst düzeyde sadakat ve bağlılığıyla “karizmatik liderlik” modeli üzerinde tekrar düşünmemiz gerektiği mesajını vermiştir.

Son olarak da meydanlarda sanatın gücü karşılık bulmuştur. TRT yapımı olan Diriliş Ertuğrul dizisiyle Türkiye halkı kendi tarihî değerlerini adeta yeniden keşfetmiştir. Meydanlarda yer yer tanık olduğumuz Kayı Obası flamasının dalgalanması örneği sanatın kitlede bilinç oluşturmadaki etkisinin sembolik bir örneği olmuştur.

Tam da bu noktada şunu da belirtmek gerekmekte ki Türkiye halkı bugün meydanlarda “yas” kültürünü de değiştirdiğini göstermiştir. Meydanlarda ilmek ilmek ördüğü mücadelesini şehitler vererek taçlandıran halk, yasa bürünmemiş aksine coşkusuyla yeri göğü inletmiştir. Türkiye halkı aziz şehitlerini bir bayram havasında Hakka uğurlamıştır. Geleneksel kesimlerden özellikle de  telefon mesajları ve sosyal medya yoluyla yapılan “yas”a çağırıcı telkinler meydandaki coşkuda karşılık bulmamıştır.

Sonuç olarak siyasal kültür itibariyle olabildiğine apolitik ve itaatkar bir toplum bugün batılı sosyoloji kürsülerinde pişirilmiş ezberleri bozuyor. Bir kısım İslamcının da eskiye ait mutlaklaşmış toplum değerlendirmesine dair tezleri çöküyor. Kitlesel olarak kıyama duran Türkiye toplumu tabiri caizse kendini yeniden yaratıyor. Ezberleri yıkıyor. Ve de başarılı oluyor.

Bu muazzam kazanımın sevinç ve coşkusunu kutlamak bazılarına göre yanlış. Bunu sorun edenlerin onuncu yıl marşı türü bazı yerlerde işgüzarların marifetiyle tanık olduğumuz çirkin görüntülere dişe ses etmemesi asıl taaccüp edilmesi gereken noktayı oluşturmaktadır.

Evet, şehitlerimiz paha biçilmez değerdir. Ne var ki hüzünlenmek kadar onlarla övünmeliyiz. Ve şehadetle taçlanan ama biiznillah zaferle sonuçlanan intifadamızı bir yas pasifliğinde değil bayram şöleninde kutlamanın çok daha insani ve de İslami olduğunu düşünüyorum. Mücadele zemininde bu kolektif tanıklığımızın şarkısını, şiirini üretmek ve meydanlarda haykırmak bir ayıp değil olsa olsa vaciptir.

Allah'a şükür halkımızın bugünkü tali değil asli bir unsuru olmaktan onur duyduğumuz kıyamı sadece insanlık tarihi ve ülkenin siyasi tarihi bağlamında değil dünya çapında muazzam bir olaydır. Bunu inşallah ileride çok daha derin ve kapsamlı olarak muhasebe etme imkânımız olur. İnşallah sadece kayıplarımızı ve acılarımızı öne çıkararak, konuşarak bu muazzam kazanımımızı heder etmeyiz.

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum