15 Temmuz Çatı İddianamesi’nden Öğrendiklerimiz -5-

19.03.2017 17:10

Yıldıray Oğur

Darbenin en ilginç isminin Tümgeneral Mehmet Dişli olduğuna şüphe yok.

Yöneticilerinden olduğu darbeyle devirmeye çalıştığı AK Parti’nin kurucularından ve hâlâ Genel Başkan Yardımcısı olan Şaban Dişli’nin kardeşi. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ise âdeta gölgesi gibi.

16 yıldır neredeyse her görev yerinde Akar’ı takip etmiş Dişli.

Akar, 1997-1998 yıllarında Bosna-Hersek Türk Görev Kuvvet Komutanlığı görevinde bulunmuş. Aynı yere bir sene sonra Dişli atanmış, 1999 yılında Bosna Hersek Türk Görev Kuvvetinde Hareket Eğitim Şube Müdürlüğü yapmış. İkili ilk olarak 2000 yılında  İtalya’da bir araya gelmiş. Akar, 2000-2002 arasında Napoli’deki Müttefik Kuvvetler Güney Bölge Komutanlığı Karargâhı Plan ve Prensipler Başkanlığı görevini yürütürken, Dişli de 2000 yılında oraya atanmış ve iki yıl orada birlikte görev yapmışlar.

Yurda dönüşte Akar, Kara Harp Okulu Komutanlığı’na, Dişli ise aynı okulun Öğrenci Tabur Komutanlığı’na atanmış. Üç yıl da burada birlikte çalışmışlar. Ardından Harp Akademisi’ne tayin olmuş bir yıl da orada birlikte görev yapmışlar. 2 yıllık bir aradan sonra yolları  2009 yılında İstanbul 3. Kolordu Komutanlığı’nda kesişmiş. Akar 2009-2011 arası burada komutanlık yaparken, Dişli de bu iki yıl boyunca Kurmay Başkanı’ymış. Bir yıl farklı yerlerde çalıştıktan sonra bir kere daha 2012 yılında Genelkurmay Başkanlığı’nda birlikte çalışmışlar. Hulusi Akar 2011-2013 yılları arası Genelkurmay İkinci Başkanı iken, Dişli de Genelkurmay Proje Yönetim Daire Başkanlığı’na atanmış. Dişli, 5 yıl boyunca bu koltukta otururken Akar sırasıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na gelmiş, yine bu beş yıl boyunca birlikte çalışmaya devam etmişler.

Yani 2000’den 2016’ya kadar 16 yıl boyunca neredeyse aynı yerlere terfi edilmişler ve birlikte görev yapmışlar. Elimizde bir belge yok ama TSK atama/terfi geleneğinde rutin dışı sayılabilecek bu durum bir rastlantı değilse sanki Dişli, Akar’ı 16 yıl boyunca takip etmiş. 15 Temmuz gün boyu da bu takip sürmüş.

İddianameye göre darbenin 03.00’te başlayacağını düşünüp, 20.07’de Genelkurmay’dan ayrılan Dişli, Hakan Fidan’ın karargâhtan ayrılmasından sonra, darbenin erkene alınma kararıyla birlikte saat 20.46’da kendi özel aracıyla yeniden karargâha dönmüş.

4 numaralı kapıdan kartını okutmadan içeri girmiş, doğrudan Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı Kurmay Albay Orhan Yıkılkan’ın odasına geçmiş, saat 21.00’de de onunla birlikte Genelkurmay Başkanı’nın odasına girerek, “komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz” demişti.  Akar’ın darbeye destek vermemesi üzerine Dişli “odanın dışına çıkarak hazır durumda bekleyen ekibe Komutana müdahale etmeleri emrini vermiş, saat 23.04’e kadar tam iki saat boyunca Akar’la birlikte odasında kalmıştı.

23.04’de yine Akar’la birlikte helikopterle Akıncı Üssü’ne gitmiş, sabaha kadar 10 saat yine Akar’ın tutulduğu odada bir grupla birlikte onunla oturmuş, ikna çalışmaları sürmüş. Saat 10.30’da yine onunla birlikte helikoptere binip, Çankaya Köşkü’ndeki Başbakanlık’a gitmiş. İddianameye göre 16 Temmuz günü saat 16.30’a kadar orada kalmış, darbeye karşı yapılan toplantılara katılmış,  yine iddianameye göre “Hulusi Akar’ın talimatıyla 16.07.2016 saat 16.30’da gözaltına alınmıştı.”

Hulusi Akar’ın ifadesi dışında, tutuklu sanıklar başyaveri Levent Türkkan, başyaverinin yardımcısı üstçavuş Serdar Tekin, Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Satı Bahadır Köse ile mağdurlardan Genelkurmay iletişim Dairesi Başkanı Ertuğrulgazi Özkürkçü’nün ifadelerinden Dişli’nin darbenin beyin takımındaki birkaç kişiden biri olduğu anlaşılıyor.

Genelkurmay karargâhındaki altı J başkanından biri olan tutuklu Plan Prensipler Başkanı Korgeneral Salih Ulusoy’un ifadesinde ise daha ilginç bir ilgi var. Ulusoy “Mehmet Dişli'nin inanç olarak Fetullah Gülen grubuna da kendini yakın hissettiğini” söylemiş.

Nitekim, iddianameden Mehmet Dişli’nin 2011 yılından beri başında olduğu ve Proje yönetimi Daire Başkanlığı olan adını 2016 yılında Stratejik Dönüşüm Daire Başkanlığı’na çevirdiği dairesinde bu beş yıl boyunca birlikte çalıştığı 20 üst düzey subaydan 18’inin darbeye katıldığını öğreniyoruz. Bu isimlerin darbe sırasında oynadıkları kritik roller bakılırsa Dişli’nin başındaki Stratejik Dönüşüm Dairesi’nin darbenin merkez üslerinden biri olduğu düşünülebilir.

Bu isimlerden bazıları; Kara Kuvvetleri Stratejik (Kurumsal) Dönüşüm Daire Başkanı olan ve İstanbul’daki darbecilere halkın üzerine ateş açan Muzaffer Düzenli, TBMM'yi bombalayan pilot Yarbay Mustafa Azimetli, bombalama emrini veren  ana jet üssü harekât komutanı kurmay Albay Ahmet Özçetin; TRT'ye giden ekibin başında yer alan Ümit Gençer; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına giden ekibin başında yer alan Zeki Demir; Ankara/Beştepe’deki çatışmada öldürülen binbaşı Zekeriya Açıkgöz; yaralı olarak firar eden ve sonrasında yakalanan binbaşı Yusuf Yedidağ. Ve Dişli’nin emrinde çalışan ve darbeye katıldıkları için tutuklanan 14 kurmay subay ve astsubay…

Bütün bu hatırlatmalardan sonra sorumuzu sorabiliriz. İlk soru Genelkurmay Karargâhı’ndaki bir J başkanının bile Gülen cemaatinden olduğunu bildiği Mehmet Dişli, nasıl oldu da 2015 Yüksek Askerî Şûrası’nda tümgeneralliğe terfi etti, biriminin adını değiştirdi ve neredeyse o birim darbenin planlandığı yerlerden biri olarak çalıştı? Bu terfide Akar’ın 15 yıldır onunla çalışmış olması ve bir AK Parti kurucusu, genel başkan yardımcısının kardeşi olması referans olarak kabul edildi mi?

Cevabını açık kaynaklardan arayabileceğimiz soru ise şu: Peki nasıl oldu da darbe gecesi Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’la en az 12 saati birlikte geçiren, savcıların adını Yurtta Sulh Konseyi listesinde üçüncü sıraya koyduğu, başta Akar olmak üzere bütün tanıklıklarda darbedeki rolü ortada olan Dişli, Genelkurmay Başkanı ile aynı helikopterle Başbakanlığa gitti; hadi gitti diyelim nasıl oldu da 16.30’a kadar, 6 saat Başbakanlık’ta kaldı, hatta Başbakan ve bakanlarla birlikte darbeye karşı toplantılara katıldı?

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar 19 Temmuz 2016’da verdiği ifadesinde o saatleri şöyle anlatıyor:

“Akın ÖZTÜRK Paşa benim götürüleceğim anlaşılınca ‘komutanım ben de sizinle geleyim’ diye söyledi. Ben pozisyonu itibarıyla ve gece boyunca şahsı ile yaşadığım izlenimler karşısında bunun uygun olmayacağını düşündüm ve ‘sen burada kal, kızının evi burada’ dedim. Fakat sürekli ısrar ediyordu, onu üs binasında bırakıp çıktık. Araçla helikopter pistine gittik, orada pek çok helikopter vardı. Gelen giden, bir hareketlilik gözlemledim. Birisi bir helikopteri işaret etti ve onu çalıştırdılar. Fakat üsten kalkan helikopterlere ateş edilebileceğini birisi söyleyince Genelkurmay Başkanının içerisinde olduğunun belirtilmesi gerekir gibi bir şey söylendi. Hatta ben Mehmet Dişli'ye ‘sen de kal’ dediğim hâlde bu hususu belirterek ben telefon ile irtibat kuracağım dedi. Helikopter hareket ederken telefon ile bu durumu bir yerlere iletti. Helikopter havada iken de bir yerler ile irtibat hâlindeydi. Sonuçta Çankaya Köşkündeki Başbakanlığa iniş yaptık. Başbakanlık Müsteşarı bizi karşıladı. Ben ve peşimden Mehmet Dişli geldi. Açıkçası arkamdan gelenleri kontrol etmedim. Başbakanlık binasına girdik, bu şekilde ben de hürriyetime kavuştum. Müsteşar bey ile baş başa iken bana peşimden gelenin kim olduğunu sordu, ben yaşadığım olayları kısaca özetledim ve Mehmet Dişli'nin gözaltına alınmasının uygun olacağını değerlendirdim. Zaten bilahare gözaltı işlemi yapıldığını öğrendim...”

Helikoptere nasıl bindiğini ve nasıl gözaltına alındığını bir de 25 Aralık 2016’da ikinci bir ifade veren Mehmet Dişli’den okuyalım:

“Bu arada Başbakan'ın Özel Kalem Müdürü Murat Albay aradı, durumu sordu, ‘pistteyiz, hazırlık yapıyoruz’ dedim. Bu arada havada uçaklar görüldü. Bir yerlere ateş ettiler, piste doğru, ben tekrar Murat Albay'ı aradım. ‘Biz pistin ucundayız, birazdan havalanacağız, birazdan havalanacağız, bu uçakların ikaz edilmesi lazım’ dedim. Murat Albay bana ‘Komutanın merak etmeyin ben Emekli Havacı Albayım, bizim Eskişehir'le bağlantımız var, güvenli, çıkabilirsiniz’ dedi. Pilotlara Karargâha geçiyoruz dedim. Bir süre sonra Murat Albay tekrar aradı, Sayın Başbakan Karargâha değil Çankaya'ya geçmemizi, kendisinin de oraya geçeceğini iletti. Komutana arz ettim, pilotları ikaz ettim. Pilotlar son kontrolleri yaparken, Komutan helikopterin içerisinde bitkin bir vaziyette oturuyordu. Kafasını bana doğru çevirdi. ‘Sağ ol evlat’ dedi. Bir süre sonra ‘hazırlık yaptın mı ne diyeceğiz’ dedi. Ben de ‘Komutanın ne olduysa anlatacağız, başından beri birlikteyiz, aslında ben sizin için buradayım, sizin çağırdığınızı söylediler, Karargâha geldim, biraz daha geçseydi düğüne gitmiş olacaktım, o kartlarda yazılanları size iletmemi istediler, gerisi malum sizin önünüzde oldu her şey’ dedim. Komutan kafasını salladı. O sırada helikopterler çalıştığı için bir daha konuşamadık. Biz 1 helikopter istemiştik, ancak 2 helikopter hareket etti, diğeri boştu, kimse binmedi. Saat 08.30 sularında Köşk'e indik. Köşk'te bizi Sayın Türkeş karşıladı. Daha sonra MSB Bakanı, ME Bakanı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı karşıladı, Türkeş'in odasına girdiğimizde yer darlığı ile Bakanlar ve Komutanlar içeride kaldı, biz yan tarafa Özel Kalem'in olduğu yere geçtik. Bu esnada ben Karargâhı aramayı sürdürdüm. Akıncı’da kalan Akın Paşa ve Kubilay Paşa ile irtibatı sürdürdüm. Akın Paşa oradan hareket ederken helikopteri vuruldu, yaralandı, beni aradı, ateşin kesilmesi için Komutanın ve ilgili Bakanların emri ile Eskişehir'i aradım. Uzun süre onlarla görüştüm. Bu şekilde saat 15.30'a kadar oradaki kriz masasında görev yaptım. Buna başta Sayın Başbakanımız olmak üzere hepsi şahittir. Daha sonra ben yine Başbakanlık katında iken 2 polis memuru gelip sizin de bilginize başvurmamız lazım dediler. Bu sırada ben ağabeyim olan Şaban Dişli'ye bütün gece yaşananları özetliyordum. Ayrı bir odaya geçtik, orada bana Başbakan'ın korumaları tutanakta özet olarak Başbakan'ın Özel Kalem Müdürü Albay Murat'ın ifadesine göre benim Sayın Genelkurmay Başkanına kelepçe taktığım ve Albay Murat'ın bu nedenle şikayetçi olduğu belirtilmekte, ben bu ifade yanlış, Albay Murat'ın böyle bir konuyu bilmesi mümkün değil, olay mahallinde yoktu. Tam tersi Komutana kelepçe takılmaya ben mani oldum dedim ve bu tutanağı imzalamadım. Siz bilirsiniz dediler, oradan çıkıp Köşk'ün yanında bekleyen sivil polislere beni teslim ettiler. Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Yabancılar şubesine 16/07/2016 günü saat 16.30 sularında getirildim. Orada üzerimdeki külot ve atlet hariç her şey çıkarıldı ve ters kelepçeli olarak nezarete atıldım. 18/07/2016 günü Mahkemeye çıkarıldım ve 19/07/2016 günü saat 02.00 sıralarında Sincan Cezaevine teslim edildim...”

Hâlâ darbenin en kilit isimlerinden birinin darbe bastırıldıktan sonra nasıl Çankaya Köşkü’nde 6 saat boyunca toplantılara katılabildiği sorusuna bir cevap bulamadık!..

İddianamede bazı ipuçlarını takip edelim. İddianamedeki telefon dökümlerine göre Dişli, 15 Temmuz akşamından 16 Temmuz 15.30’a kadar Genelkurmay karargâhı, Akıncı Üssünden ve Çankaya Köşkü’nden onlarca telefon görüşmesi yapmış. Telefon görüşmelerinde darbede görevli subaylar, bazı siviller, mesela darbe sabahı Akıncı Üssü’ndeyken aradığı. MS Anadolu İş ve İnşaat Makineleri Şirketi üzerine kayıtlı telefonlarla görüşmüş. Çankaya Köşkü’ndeyken görüştüğü isimler arasında kardeşi Alaaddin Dişli ve S.Ü. diye biri de var. İkinci ismi baş harfleriyle yazmamın sebebi bir MİT mensubu olması. Emekli Albay bir MİT mensubu. İsmi gazeteci Yavuz Selim Demirağ’ın darbeden önce yazdığı İmamların Öcü/TSK’da Cemaat Yapılanması kitabında ilginç bir şekilde geçmişti:

"Harp Okulu’nda Öğrenci Alay Komutanlığı son derece stratejik bir görevdir. 1981 mezunu olan S.Ü. Albay beklendiği gibi generalliğe terfi edemedi. Bu durumun sorumlusu olarak Yaşar Büyükanıt, Ergin Saygun ve İlker Başbuğ’u gördüğü bilinen S. Albay, emekli olmasına rağmen Hulusi Akar ile irtibatını hiç koparmadı. Akar’ın Hasdal Askerî Cezaevi’nin de sorumluluk alanında bulunduğu 3. Kolordu Komutanlığı sırasında emekli Albay S., Kolordu karargâhında saatlerce Akar ile bir araya geliyordu. Kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğu elbette bilinmiyor ama bir korgeneralin makamında emekli bir albayla saatlerce sık sık görüşmesinin teamüllere uygun olduğunu söylemek mümkün değil. S.Ü. gibi Kara Harp Okulu’nda Öğrenci Alay Komutanlığı yapıp da generalliğe terfi etmeyen bir albay yoktur. Hilmi Özkök de benim Harp Okulu Alay Komutanım idi ve general olacağını öğrenci olarak biz bile bilirdik. Ü. için devre arkadaşları olan 1981’liler, 'Halen imamların peşindedir' diyor..."

16 Temmuz sabahı bütün Türkiye’nin canlı yayında izlediği bir operasyonla Çankaya Köşkü’ne inen helikopterin içinden Hulusi Akar’ın arkasından inen isim Mehmet Dişli’ydi. Onun aynı gün yine Akar’ın talimatıyla saat 16.30’da Çankaya Köşkü’nde gözaltına alındığı gibi büyük bir haberi nedense Türkiye ancak 17 Temmuz günü gecesi duydu.

Bunun öncesinde Dişli’nin gözaltına alındığıyla ilgili hiçbir haber yapılmadı. Böyle bir gözaltının olduğu duyulmadı. 16 Temmuz günü Dişli’yle ilgili yapılan tek haber Sakarya’da yayın yapan Medyabar, SakaryaTaraf, Geyvemedya sitelerinde çıktı: “AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin Genelkurmay’da daire başkanı olan kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli sabaha karşı kurtarıldı…”

http://geyvemedya.com/milletvekili-dislinin-tumgeneral-kardesi-operasyonla-kurtarildi/

Şimdi bir de Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı’nın iddianamede yer alan ifadesine bakalım:

“16 Temmuz 2016'da Genelkurmay Başkanının kendisini aradığını, kendisinin Çankaya Başbakanlık Köşkünde olduğunu söylediğini ve yanına çağırdığını, sonrasında Çankaya Köşküne giderek Genelkurmay Başkanını oradan aldıklarını, konut bölgesine geldiklerini, oraya Kuvvet Komutanlarının da geldiğini, orada Tümgeneral Mehmet Dişli'nin olmadığını fark ettiğini, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç’i arayarak Mehmet Dişli'nin yakalanmasını konuştuklarını…”

Ortaya bir çelişki çıkıyor. Dişli eğer 16 Temmuz günü saat 16.30’da Akar’ın talimatıyla gözaltına alındıysa, bu saatten çok daha sonra olduğu anlaşılan bir vakitte, Ankara’daki darbeci gözaltılarını yapan Özel Kuvvetler ve Emniyet’in başındaki isimlerinden bundan niye haberi yok? Neden aralarında yakalanmasını konuştular? Yoksa Dişli, 16 Temmuz günü Çankaya Köşkü’nden evine gitti ve ancak ertesi gün mü Aksakallı ve Emniyet arasında geçen bu konuşmalar üzerine yakalandı?

Bu kapsamlı iddianameyi hazırlayan, darbe gecesi TV’ye çıkıp cesaretle darbeciler hakkında gözaltı kararı verildiğini açıklayan ve geçen hafta görevden alınan Ankara Başsavcı Vekili Necip Cem İşçimen’in

(http://www.ntv.com.tr/video/turkiye/ankara-bassavci-vekili-iscimen-ntv-yayinina-katildi,PqyQq1zPUkCHbxXG84-uSQ) yerine atanan savcı ya da mahkeme başladığında duruşma savcısı muhakkak bu sorunun cevabını arayacaktır.

Ama cevabı aranacak sorular bununla sınırlı değil… Devam edecek...

Türkiye

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim