1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. 13 Yaşındaki Tuba Provokatör mü?
13 Yaşındaki Tuba Provokatör mü?

13 Yaşındaki Tuba Provokatör mü?

Kaybettikleri mevziyi sadece üniversitelerle sınırlamak isteyenler ilköğretim ve liselerde başörtülü öğrencilerin derse girmesini “provokasyon”la itham ediyorlar.

A+A-

Bugünkü köşesinde bu konuyu işleyen Bugün gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, "Alevi çocuğun din dersine girmemesini istemek Alevi ebeveynin hakkıdır, ama Sünni ebeveynin, çocuğunun dini hayatını belirlemesi söz konusu olduğunda 'O yaştaki çocuğa başını örttürmek'ten ve 'ana-baba baskısı'ndan söz edilmeye başlanır." diyor.

Ahmet Taşgetiren, 13 yaşındaki başörtülü öğrenci Tuba üzerinden kaleme aldığı ve yasakçıların çelişkilerini ortaya koyduğu yazı:

 

Ahmet TAŞGETİREN13 yaşındaki Tuba provakatör mü?

Ahmet Taşgetiren / Bugün

Hasan Zengin, kızı Eylem'in Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girmemesi için AİHM'e dava açıyor.

Dava dilekçesinde "Ailesinin Alevi olduğunu, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gibi uluslararası sözleşmeler bağlamında, ebeveynlerin çocuklarının alacağı eğitim şeklini seçme hakları bulunduğunu" belirtiyor.

AİHM verdiği kararda Zengin ailesini haklı buluyor. AİHM'in kararında şu ifadeler yer alıyor:

"Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 18. maddesi şöyledir:

Bu sözleşmeye taraf devletler, ana-babaların ve uygulanabilir olan durumlarda, yasalarca saptanmış vasilerin, çocuklarına kendi inançlarına uygun bir dinsel ve ahlaki eğitim verme özgürlüklerine saygı göstermekle yükümlüdürler.

Çocuklarına karşı doğal bir yükümlülüğü (çocuklarının 'eğitim ve öğretim'inden birincil olarak ebeveynlerin sorumlu olması) yerine getirmekte ebeveynler, devletten dini ve felsefi inançlarına saygı göstermesini talep edebilir. Onların bu hakları, eğitim hakkını kullanmak ve eğitim hakkından yararlanmak ile yakından ilişkili bir sorumluluğa tekabül etmektedir.

Devletin ebeveynlerin dini ve felsefi kanaatlerine saygı gösterilmemesi olarak değerlendirilebilecek tek yönlü koşullandırma (indoctrination) hedefi gütmesi yasaklanmıştır. Aşılmaması gereken sınır, budur.

Kabul edildiği üzere, ebeveynler çocuklarını her zaman aydınlatabilir, öğütler verebilir, eğitici olarak çocukları üzerinde doğal ebeveynlik fonksiyonlarını uygulayabilir ve onları kendi dini ve felsefi kanaatleri doğrultusunda yönlendirebilirler. (bkz. Valsamis, yukarıda anılan)

AİHM, sözleşmeye taraf devletlerin, AİHS'ne Ek 1 No'lu Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesi kapsamındaki, ebeveynlere din öğretiminde kendi dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini devletten talep etme hakkı veren olumlu yükümlülüklerini yineler. (bkz. Campbell ve Cosans) Sözleşmeye taraf bir devlet eğitim müfredatında din dersine yer veriyorsa, öğrencilerin, okulun verdiği din eğitimiyle ebeveynlerin dini ya da felsefi inançları arasında doğacak bir çatışmayla karşı karşıya kalmalarını olabildiğince önlemek gerekmektedir."

Gerek Zengin ailesinin başvurusu, gerekse AİHM'in verdiği karar, "ebeveynlerin, çocukların dini ve felsefi inançlarını yönlendirme hakkı" bulunduğu yönündedir.

AİHM bu kararı, Alevi bir ailenin talebi çerçevesinde oldukça büyük ilgi görmüştür.

Ben bu karar ilk açıklandığı zaman da sordum:

- Benzeri bir talep, eğitimin farklı bir alanında Sünni bir aile tarafından dile getirilemez mi?

Bu sorunun hemen altında ikinci bir soru geldi:

"- Sünni bir aile, kız çocuklarının büluğ yaşına girdikten sonra okula başörtülü olarak gitmesini talep ettiğinde ne olacak?"

Güncel tartışma bu soru etrafında odaklaşıyor.

13 yaşındaki Tuba okula başörtülü olarak gitmek isterse...

Bu, provokasyon mu olur? Yani üniversitelerdeki başörtüsü yasağı kalkmak üzere iken, pişmiş aşa su mu katılır?

Bizde genelde böyle yapılır. Her şey, müthiş kırılgandır, insan hakları birilerinin ipoteğindedir, gıdım gıdım verilir, dolayısıyla herkesin, kendi hakkını alabilmek için bir başkasının susmasını ve bilmem hangi tarihte hak zamanının gelmesini beklemesini istemesi gerekir.

Sonra çifte standartlar memleketiyizdir.

Alevi çocuğun din dersine girmemesini istemek Alevi ebeveynin hakkıdır, ama Sünni ebeveynin, çocuğunun dini hayatını belirlemesi söz konusu olduğunda "O yaştaki çocuğa başını örttürmek"ten ve "ana-baba baskısı"ndan söz edilmeye başlanır.

Bu ilköğretim konusunda söylenecek başka şeyler de vardır, ayrıca.

Evet, yasalar çocukluğu 18 yaşına kadar çıkarsa da, İslam'ın anladığı manada büluğ-ergenlik yaşının çok daha altlarda olduğu muhakkaktır.

Kaldı ki, çeşitli uyarıcılar ve beslenme gibi etkilerle cinsel bilincin çok çok aşağılara indiği de genel kabul gören bir tespittir.

Ayrıca zaman zaman medyaya "13 yaşında anne oldu" haberlerinin yansıdığı da biliniyor.

Bu durumda, bir anne-babanın kızlarına İslami görevlerini hatırlatması ya da kendi gelişmesinin farkında olan bir genç kızın, "İslami sorumluluklar"a göre yaşama hassasiyeti sergilemesi neden yadırganmalı?

Mükellefiyet kavramı, İslami eğitimde önemli bir noktadır.

Büluğ yaşına ulaşan bir insan (kız-erkek) mükellef olur. Namaz kılmak da bu mükellefiyet içine girer, başka dini görevler de...

Bunu ebeveyn de çocuğuna verir, çocuk da o bilince ulaşmak durumundadır.

Bunlar insanın İslam'la ilişkilerinin zorunlu sonucudur.

...

Problem nerede?

Bizim kimi zaman sistemli olarak, kimi zaman tepeden inmeci zihniyet olarak, insanımızın bu ilişkisini ıskalıyor olmamızda...

Bize, sistem adına, insanların dini değerlerini gözetmeden hayatlarının tanzim edilebileceği, devletin buna hakkı olduğu empoze edildi. Şimdi insanlar "İşte buna devletin de başkalarının da hakkı yok" diyorlar.

Bunun sancısını yaşıyoruz.

Tam da bu, Türkiye'nin demokratikleşme ve gerçekten insan haklarına saygılı bir devlet olabilme davasıdır.

Ben eminim ki bugün ya da yarın, mutlaka başörtülü ablalar yanında küçük Tubalar da kazanacak...

HABERE YORUM KAT

2 Yorum