12 Eylül’ü telin mitinglerinde işim yok

11.09.2009 14:54

Melih Altınok

Bir 12 Eylül daha geldi dayandı kapıya. Tüm yurtta ve dış temsilciliklerde törenlerle ‘kutlanacak.’

Sağcısı solcusu ekranlarda boy gösterip “Allah bir daha göster’tmesin o günleri” diyecekler, bir afetten söz edermiş gibi.

Sizleri bilmiyorum ama bu parodi benim ziyadesiyle canımı sıkıyor.

Tamam, insanlar onca yıl içinde hata yaptıklarının farkına varıp günah çıkartabilirler. Demokrasinin yolunu gözleyen herkes gibi bu durum beni de ancak memnun edebilir. Ancak 12 Eylül gibi önemli gün ve haftalara mahsus bu konsensüste öz eleştirinin esamisi bile okunmuyor. Gerçekçi bir çözüm iradesinin ve kapsamlı bir hesaplaşmanın izine rastlamak mümkün değil. Varsa yoksa bir kardeş kavgası ağıdı.

Derdi demokrasi değil müesses nizamın bekası olan Hasan Celal Güzel’i izleyin mesela. Muhtemel 12 Eylül programlarında ekranlarda boy gösterip “Demokraaasi” diye höykürecek yine. Oysa daha geçen bayram yazısında, dağdaki asi kardeşlerinin üzerine bomba yağdırılmasından pek keyiflendiğini yazıyordu köşesinde. Bayram namazını, ordusunun, içlerinde Müslümanların da olduğu bu insanların ‘temizlemesinin’ huzuruyla kılacağını dillendiriyordu.

Ya da 12 Eylül’e varan yolda cuntaya mihmandarlık etmiş Namık Kemal Zeybek’i, bugün ırkçı incilerini Şeyh Edebali sosuyla Radikal’de yayımladığı için mi samimi bulacağız?

Milliyetçilerin, ülkücülerin, kısacası cuntayla ve onların devlet içindeki illegal örgütleriyle yedikleri içtikleri ayrı gitmeyenlerin ‘kullanıldık’ savunmasına sarılmasında anlaşılmayacak bir yan yok.

Ama darbenin gerçek mağduru sola ne oluyor Allah aşkına? Bu kolpocu delikanlıların bir takım imtiyazlar karşılığında darbecilerle yaptıkları anlaşmada mağdur edilmelerinin ağıdını yakmak onlara mı kaldı?

Evet, yıllardır ve büyük ihtimalle yarınki mitinglerde farkında olmadan yapacakları da budur.

Nostaljik bir atmosferde, darbenin acı bilançolarını tekrarlayıp, üzerinde bir ayağı çukurda generalin resmi ve ABD bayrağıyla renklendirilmiş pankartları sallamak 12 Eylül’ü lanetli bir güne indirgemenin resmidir. Bu tablo, kardeşin kardeşe kırdırıldığı, generalin de çıkıp ABD’nin planını uyguladığı türünden bir masalın tasvirinden ibarettir.

Oysa her şey devam ediyor işte. Halkını esir almış o zihniyet hâlâ muktedir. Darbe geleneğinin savunucuları iş dünyasında, siyasette ve medyada köşe başlarını tutmuş durumda.

Ancak darbenin hemen ardından gelen yıllarda bir anlam ifade edebilecek bu ritüelin artık değişmesinin zamanı gelmedi mi? Oldu da bitti mi her şey?

İki adım ötede, Silivri’de cumhuriyet tarihinin en kapsamlı darbe yargılaması yapılıyor mesela. Bakalım yarın Ergenekon davasına dair hangi sloganlar atılacak? Darbenin protesto edildiği bir mitingde, “Şeriat gelecekse darbeye evet” anlamına gelen o kafa karıştırıcı sloganı kaç kere duyacağız?

Demokrasimizi yeterince olgun bulmayan kadılar hakkında ne söylenecek dersiniz? Büyük olasılıkla “Yargıma dokunma” pankartı altında yürüyecek YARSAV başkanı ve üyeleri acaba kortejin neresinde yer alacaklar?

28 Şubat, 27 Nisan ya da 27 Mayıs hatırlanacak mı acep?

Askerlere ‘sivil’ mahkemelerin yolunu açan AKP’ye sert muhalefetiyle tanınan CHP, 12 Eylül’ü lanet mitingine kaç otobüs kaldıracak bakalım? Miting afişlerinde aklanan Deniz Baykal o karanlık darbe günlerini siyasal iktidarın karanlığına nasıl bağlayacak sizce?

Darbe sonrası oluşturulan kukla Meclis’te görev alan Kamer Genç, Meclis postanesinden Kenan Evren’e protesto telgrafı çekecek mi?

Kuşkusuz, şeytan taşlamanın bir adım ötesine geçip, hiçbir komplekse kapılmadan darbe zihniyetini bugünle ilişkilendiren gruplar da yer alacaktır mitingde. Ve muhtemelen seslerini de çıkartacaklardır. Sizce bu kez, hangi sürrealist fraksiyona tuval olacaklardır?

Ben bu kez, yıllardır aksatmadan yer aldığım bu köy seyirlik oyunda rol almayacağım. Çünkü yaşıtım milyonlarca gençle birlikte dünümüzü ve geleceğimizi karartan militarizmle gerçek bir hesaplaşma istiyorum.

“Allah belanızı versin, boynunuz altınızda kalsın emi” demenin politik bir tavır olduğunu düşünmüyorum. Kenan Evren’i türlü şekillerde karikatürleştiren mizah dergileri de içimi rahatlatmıyor.

Bu yüzden, “Nasıl olsa her şey ABD’nin işi” deyip, devrime kadar kişisel trajedilerini anlatıp tatmin olan ağabeylerin canlı performansına alkış tutmak yerine, ufuktaki darbelerin izini sürmeye kanalize edeceğim enerjimi.

Sizleri de beklerim.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim