12 Eylül’le hesaplaşmak

22.07.2010 14:33

Mithat Sancar

Anlaşılan AKP, referandum kampanyasını “12 Eylül’le hesaplaşma” söylemi üzerine kuracak.
Başbakan Erdoğan’ın Meclis grubunda yaptığı konuşma, buna işaret ediyor.

Konuşmadaki duygusal ton ve tutulamayan gözyaşları etkileyiciydi. 12 Eylül’ün yargı kararları kılıfına bürünmüş cinayetlerinin, bir başbakan tarafından, mağdurların isimleri de anılarak dile getirilmesi önemliydi. Bu söylem, “hayır cephesi”ne karşı taktik açıdan etkili de olabilir. Ancak “12 Eylül’le hesaplaşma” parolasının, hem bu anayasa değişikliği paketinin içeriği, hem de AKP’nin genel duruşu açısından ikna edici olduğunu söylemek çok zor.

Bir defa, Erdoğan 12 Eylül’ün zulümlerine vurgu yapmakla, Geçici 15. Madde’nin kaldırılmasını paketin merkezine çekmiş oluyor. Oysa bu paketin özünün ve paket etrafındaki çatışmanın esas nedeninin, Geçici 15. Madde değil, yargıyla ilgili düzenlemelerde yattığını herkes biliyor.

Yargı sistemine dair düzenlemelerin 12 Eylül’le pekiştirilen vesayet sisteminde ciddi bir gedik açtığı fikrinde olduğumu değişik vesilelerle açıkladım. Lakin bu değişikliği savunmak için “12 Eylül’le hesaplaşma” gibi bir slogan fazla iddialı kaçıyor. Zira mevcut anayasada, 12 Eylül zihniyetini somutlaştıran ve yaygınlaştırıp pekiştiren daha bir yığın hüküm var. Eğer bu paketin amacı gerçekten “12 Eylül’le hesaplaşma”ysa, o zaman AKP’ye, bu paketin neden diğer alanlara ilişmediği sorusunu yöneltmek daha meşru hale geliyor. Malum öyle bir soru sürecin başlarında da ortaya atıldı ve fakat pek tutmadı. AKP, o zamanlar kolayca savuşturduğu bu soruya, şimdi daha inandırıcı cevaplar vermek zorundadır.

Öte yandan, 12 Eylül gibi askerî cunta ve zulüm dönemleriyle hesaplaşmak, sadece dönemin sorumlularına yargı yolunun açılmasıyla halledilebilecek bir mesele değildir. Bu bağlamda geçmişle hesaplaşma; otoriter, baskıcı ve kıyıcı yönetim zihniyetinin meşruluğunu sorgulamaya ve geçersiz kılmaya yönelik siyasal, hukuksal, kültürel ve moral boyutlar içeren kapsamlı bir çabayı ifade eder. Diktatörlük rejimleriyle hesaplaşan Şili, Arjantin, İspanya gibi ülkelerde bu gerekleri karşılamaya yönelik çeşitli düzenlemeler yapıldı. Mesela Şili ve Arjantin’de işkence, kaybetme ve yargısız infaz uygulamalarının mağdurlarını ve sorumlularını saptayacak “resmî hakikat komisyonları” kuruldu. Mağdurlardan “resmen” özür dilendi. Mağdurlara ve yakınlarına aylık bağlandı, tazminat ödendi. Cunta yönetimlerinin sembolü haline gelen mekânların bazıları müzeye çevrildi, bazılarına dönemin mağdurlarının isimleri verildi. Şili’de toplu gözaltı, işkence ve infaz yeri olarak kullanılan “Ulusal Stadyum”, orada hunharca katledilen büyük ozan Victor Jara’nın adını taşıyor bugün. Ayrıca her iki ülkede de, cadde ve sokaklardan, okul gibi kurumlardan diktatörlük döneminin sorumlularının adları silindi. İspanya’da “Tarihsel Hafıza Yasası” çıkarıldı. Bu yasayla, resmen özür ve tazminat dışında, binlerce kişi hakkında idam ve ağır hapis kararları veren Franco döneminin askerî mahkemeleri gayrı meşru ilan edildi. Bu yasadan önce, parlamentoda alınan bir kararla, ülkedeki bütün Franco heykelleri söküldü.

Bu ülkelerde, yargılama ve cezalandırma süreçleri de işledi. Arjantin, bu süreci cuntanın çöküşünün hemen ardından başlattı; Şili’de sivil toplum - yargı etkileşimiyle, epeyce geç bir zamanda olsa da, yargılamalar yapıldı. İspanya’da da bu yönde girişimler sürüyor.

Geçici 15. Madde’nin kaldırılması, 12 Eylül’le hesaplaşma açısından elbette önemlidir. Bir kere, sembolik ve psikolojik açıdan hesaplaşmaya katkı sunmaktadır bu hamle. Ayrıca yargılamanın da yolunu açmaktadır; ancak bu yolda ilerlemeyi engelleyen pek çok hukuksal ve fiili faktör olduğunu da unutmayalım. Şu halde, 12 Eylül’le gerçek bir hesaplaşma için önemli, ama yetersiz bir adımdır bu.

AKP’nin hem parlamento hem de yerel yönetimler düzleminde bugüne kadarki tavrı, ne yazık ki “12 Eylül’le hesaplaşma” iradesinin çok uzağında olmuştur. Şayet AKP, 12 Eylül’le sahiden hesaplaşmak istiyorsa, yukarıda örneklerini aktardığım tedbirleri gecikmeden gündemine almak zorundadır. Bunlar için anayasa değişikliğine, hatta bazılarında yasal düzenlemeye bile ihtiyaç yoktur.

Mamafih AKP’nin “12 Eylül’le hesaplaşma”ya dair söylem ve icraatındaki zaafları, referandumda “hayır”ın gerekçesi olarak kullanmanın da, özellikle sol çevreler açısından korkulara esir düşmek ve aczi itiraf etmekten başka bir anlamı yoktur.

Bu paket, 12 Eylül’le hesaplaşmayı zorlaştırmıyor, kolaylaştırıyor. AKP’nin hesaplaşma söylemini öne çıkarması da, sol çevrelerin 30 yıldır takipçisi oldukları hesaplaşma taleplerinin geniş bir tabana, bilhassa şimdiye kadar bu taleplere kayıtsız kalmış muhafazakâr kitleye ulaşmasını, böylece daha güçlü bir meşruiyet kazanmasını sağlayacaktır. Bundan sonrası, esas olarak 12 Eylül’le gerçekten hesaplaşmak isteyen çevrelerin mücadele yeteneğine ve ikna gücüne kalıyor.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim