1. HABERLER

  2. HABER

  3. 12 Eylül’de 1020 Subay Ordudan Atıldı
12 Eylül’de 1020 Subay Ordudan Atıldı

12 Eylül’de 1020 Subay Ordudan Atıldı

12 Eylül darbesinde 1020 subay ordudan atıldı. Askerler Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde yargılanırken bir grup, ilginç bir protestoya imza attı.

A+A-

Duruşmada elbiselerini çıkartarak seslerini duyurmaya çalıştı. Sanık sandalyesinde oturan Rahmi Yıldırım o gerilimli süreci anlattı...

12 Eylül darbesinin altyapısının provokatif olaylarla hazırlandığı iddianameye yansıdı. Ancak, darbe öncesi ordu içerisindeki tasfiye girişimleri ve tankların sokaklara inmesi sonrasındaki TSK bünyesindeki kıyım gündeme gelmedi. Evren cuntası, 1978 yılında ‘sol’ görüşlü oldukları için ‘hain’ ilan ettiği 450 Harbiye öğrencisini sinema salonunda topladı. İktidarda olan Bülent Ecevit hükümetinin bakan ve milletvekillerine ulaşan ‘genç ve akıllı’ subaylar, 3 saat bekletildikleri salondan istediklerini alarak çıktı. Ancak, darbeciler; “Teğmen oldunuz ama yüzbaşı olamayacaksınız” sözüyle istediklerini 1980 sonrasında almayı başardı.

Toplam 1020 sol görüşlü subay, ordudan atıldı. Üsteğmen rütbesindeyken tutuklanan Rahmi Yıldırım, tek tip kıyafet giyme zorunluluğu ve işkenceleri protesto için sıkıyönetim mahkemelerinde kıyafetlerini çıkararak iç çamaşırıyla savunma yapan isimlerden biri. Yıldırım, 12 Eylül yargılamasına müdahil olmak için dilekçesini verdi ve mahkeme başkanına gerekçesini anlattı. Darbeye karşı duran gençlerin ordudan atıldığını vurgulayan Yıldırım’ın anlatımları şöyle:

YÜZBAŞI OLAMADILAR

Ordu içerisinde tasfiye, sürekli bir mekanizmadır. Ama 12 Eylül darbesinde özel olarak sol görüşlü olarak bilinen subaylar tasfiye edildi. Kara Harp Okulu 1978 devresi olarak bizi toptan atacaklardı. 512 kişilik devreden 460 kişi mezun olduk. Solcu subaylar çoğunluktaydı. YAŞ ve dönemin Genelkurmay Başkanı Semih Sancar toptan atılmamızı kararlaştırmıştı. Bize kararı tebliğ etmeye gelmişti. Hepimizi sinema salonunda topladılar. “Sakın komutana karşı taşkınlık yapmayın” dediler. Bizi atmaya geliyordu anladık. Bu arada ankesörlü telefonlar vasıtasıyla Ecevit hükümetinin bakan, milletvekillerine ‘toptan bizi atacaklar’ haberiniz olsun gibisinden yardım rica ettik.

Yaklaşık 3 saat sinema salonunda bekletildik. Genelkurmay Başkanı gelmedi bir şey de demediler ve dershanelerimize geri gönderilerek eğitime devam ettik. Mezun olmaya olduk ama mezuniyete yakın günlerde Tabur Komutanı Kurmay Yarbay Hilmi Cengiz, “Teğmen oluyorsunuz ama yüzbaşı olamayacaksınız” dedi. Gerçekten de o askerler yüzbaşı olamadı. Darbeye katılmadım. Kışlada uyduruk bir gerekçeyle göz hapsinde tutulduktun 3 gün sonra yapılan darbede Çanakkale’de 2 ay Sıkıyönetim Asayiş Kuvvet Komutanlığı yaptım.

23 yaşında bir teğmen olarak emirler üzerine TÖBDER, Halkevleri, Ülkü bir, Ülkü Ocakları gibi dernek, kurum ve kuruluşlarının yöneticilerini gözaltına aldım. 1982’de ise bu defa solcu olduğum gerekçesiyle Kenan Evren imzalı 3’lü kararname ile TSK’yla ilişiğim kesildi. Tutuklandım. 150 gün süreyle Ankara İstihbarat Okulu ve emniyet müdürlüklerinde işkence gördüm.

Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (THKP-C) üyesi olmak iddiasıyla 123 asker ile birlikte yargılandım. Beraat ettim. Geçen yıl AK Parti’nin meclisten geçirdiği kanundan yararlanarak özlük haklarıma kavuştum ve emekli kıdemli albay olarak maaşım bağlandı. Darbeye karşı duran gençler potansiyel tehlike olarak görülüp tasfiye edildik. Teğmen rütbesiyle darbeye karşı çıkma gücümüz olamazdı. Ama rütbemiz yükselerek emir komuta yetkimiz genişleyecekti. Böyle bir devreyi, bu düşüncedeki insanları barındırmazlar.

İŞKENCEYE KARŞI ÇIĞLIKTI

Amerika’nın ‘bizim çocukları’ tabii ki Türkiye halkının evlatlarını orduda barındırmaz. Atılan 1020 asker hakkında soruşturma açıp tutuklu yargıladılar. 2,5 yıldan fazla cezaevinde kaldım. Emniyet ve cezaevlerinde türlü fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakıldık.  Mahkemede de protesto ettik. Elbiselerimizi çıkartarak iç çamaşırıyla kaldık. Amacımızı işkence ve baskıyı duyurmaktı. O bir çığlıktı. Cezaevlerinde imha politikası vardı. Görüşe çıkamıyorduk, çünkü tek tip elbise giymek ve aramalarda makatına kadar kontrol yapılması zorunluydu. 81 subayın yargılandığı bir dava dolayısıyla İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nin verdiği bir kararda, bazı subayların soygun ve gasp eylemlerini itiraf ettiği görüldü. Ancak daha sonra itiraf eden bu subayların suç tarihinde dava kapsamında emniyette gözaltında oldukları anlaşıldı.

ERGENEKON, BALYOZ AYNI DARBECİ ZİHNİYETTİR

Evren ve Şahinkaya’nın yargı karşısına çıkmasını önemsediğimiz için müdahil olmak istiyorum. 30 yıl geçmiş ve şeklen dahi olsa 2 sanığın yargılanması önemli. Ama bu iki ihtiyar tek sorumlu değil. Sıkıyönetim komutanları da yargılanmalı. Bende o dönem 2 ay sıkıyönetim komutanı olarak görev yaptım. Suçum varsa ben de sanık sırasında oturayım, yargılasınlar. Bu davadan bir şey çıkmaz deyip seyretmemek gerekiyor. Gerçek bir yargılamaya dönüşmesi için hepimizin sorumluluğu var. TSK da bu hesaplaşmada yer alıp, bu darbeci mirası reddetmeli. Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları da Türkiye için bir şanstır. Ama darbecilerin de hukuktan istifade etme hakkı vardır. Bu yargılamalar hukuka uygun yürümezse darbe niyeti taşıyanlar hak ettikleri cezayı almadan dava sonuçlanır. Ergenekon, Balyoz aynı darbeci zihniyetin devamıdır. TSK’nın darbeci zihniyeti reddetmesi ve bu geçmişini temizlemesi gerekiyor. Bu, TSK’yı yıpratmaz tersine yüceltir.

HAiNLER ADALETiN PENÇESiNDE

Rahmi Yıldırım’ın, Kışlada Sol Kırım adlı kitabında yer alan Kenan Evren’in 4 Ekim 1983’te Kara Harp Okulu’nda yaptığı konuşma ve darbe dönemlerinde yapılan tasfiyelerle nihai amacı ortaya koyması açısından dikkat çekici: “Her millette olduğu gibi bizde de hainler çıkmıştır. Fakat eğer bu hainler silahlı kuvvetler içinden ve hele Harbiye’nin içinden çıkarsa, ben onlara hain lafını bile az bulurum. 12 Eylül’den evvel, askeri okullarımıza ve özellikle Harp Okulu’na sızan hain güçler, maalesef geçmişteki arkadaşlarınızdan bazılarını da yanlış yollara saptırmışlar, sapık ideolojilerinin peşinden sürüklemişler ve Silahlı Kuvvetler içerisinde anarşistlerle el ele, işbirliği yapmışlardır. Bunlar cezalarını görmüşlerdir. Evvela Silahlı Kuvvetler’den atılmışlardır, ondan sonra da adaletin pençesine teslim edilmişlerdir. Cezalarını göreceklerdir.”

Darbelerde 8 bin 500 subay atıldı

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra 235 general ve 4 bin 171 subay toplam 4 bin 406 asker ordudan uzaklaştırıldı.

1963 yılında Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan ihtilal girişimi bahanesiyle idam edilirken yaklaşık 200 subay ve 1459 Harbiye öğrenicisi toplam 1659 kişi ordudan atıldı.

12 Mart 1971 darbesinden sonra 600 civarında asker ve öğrenci, kendi meslektaşlarının işkenceli sorguları sonrası atıldı.

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında 397 subay, 176 astsubay ve 447 askeri öğrenci toplam 1020 askerin, ’yasa dışı görüş’ iddiasıyla TSK ile ilişiği kesildi.

Postmodern darbe olarak nitelendirilen 28 Şubat 1997 süreci ve sonrasında 900’ün üzerinde asker ’disiplinsizlik’ gerekçesiyle atıldı.

HABER: SERBEST ÖZDEN-BUGÜN GAZETESİ 

HABERE YORUM KAT