1. YAZARLAR

  2. Koray Düzgören

  3. 12 Eylül hiçbir yere gitmedi, hâlâ burada
Koray Düzgören

Koray Düzgören

Yazarın Tüm Yazıları >

12 Eylül hiçbir yere gitmedi, hâlâ burada

A+A-

Taksim'den görüntüler... Bütün dünya televizyonlarından, haber sitelerinden canlı olarak yayınlanıyor.

"Ne oldu? Türkiye'de yeni bir darbe mi oldu?" diye soruyor tanıdıklar.

Göstericilere, hatta gösterici bile olmayan vatandaşlara olanca hınçla saldıran polisler.

Biber gazının etkisi ile düşüp bir kenarda kalmış işçiler, göstericiler.

Tam teçhizatlı askerler, askeri araçlar.

Gözlerimiz tankları arıyor. Eminim onlar da Taksim'e ulaşabilecekleri en yakın bölgelerde mevzilenmiş olmalılar.

Tarih 12 Eylül darbesi sonrasındaki ilk 1 Mayıs değil. Yani 1 Mayıs 1981 değil. Takvimler 1 Mayıs 2008'i gösteriyor...

Aradan tam 27 yıl geçmiş.

Ama anlayış aynı. "Özgürlükler bizim izin verdiğimiz oranda kullanılabilir. Vermezsek her şey yasak"

"1 Mayıs dünyanın her yerinde çoluk, çocuk bir bayram havasında, bir eğlence yürüyüşü ortamında kutlanıyor. Hiç mi televizyon haberlerini izlemiyorsunuz?

Bırakın bu insanları onlar da böyle kutlasın"

Ülkenin başbakanı, bakanı, valisi, polis şefi bir ağızdan:

"Olmaz. Tahrikçiler var. Bu meydanı 1977 1 Mayıs'ının rövanş alanı yapmıyacağız" diyor.

1977 1 Mayıs'ında sanki 37 kişiyi öldürenler 1 Mayıs göstericileri. Katliamdan sorumlu olanlar sanki işçiler. Katliamdan sorumlu olanları yakalamayan, adalete teslim etmeyen, soruşturmaları örtbas eden de sanki onlar.

Bu arada, "Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü, evrensel insan hakları” diyerek yasaklara karşı çıkanlar var ama onları dinleyen kim?

Anlayış açısından takvimlerde bir yaprak bile değişmiş değil.

"Özgürlükler daima kötüye kullanılabilir." Öyleyse:

"Yasaklayın gitsin"

12 Eylül anlayışı bir yere gitmedi. Aslanlar gibi yaşıyor.

"Devlet özgürlük falan dinlemez" anlayışı uğruna 12 Eylül despotizmi aynen sürdürülüyor.

12 Eylül'den tek farkı şu: Onlar resmen sokağa çıkma yasağı ilan etmişlerdi.

Bunlar ilan etmediler, ama fiilen uyguluyorlar.

Türkiye'yi dünya ülkeleri arasında birinci lige çıkartmaktan söz eden bir hükümet de 27 yıl öncesinin görüntülerine göz yumuyor.

Valinin, "İhbarlar aldık, molotof kokteylli saldırılar bekliyoruz" diyerek vatandaşını korkutmasına seyirci kalıyor.

"Senin görevin vatandaşını özgürlüklerini kullanırken korumak" diyemiyor.

Böylece, bu 'Dünya Şehri'nin bir polis şehri olarak dünyaya yansımasından zerrece rahatsız olmuyor.

Hadi diyelim ki o bir bürokrat. Onun hesap vereceği bir seçmen yok.

Merak ediyorum, hükümeti oluşturan politikacıları, AKP'li vekilleri bu görüntüler hiç mi rahatsız etmedi?

Hükümetin bu yasakçı uygulamasına hak vermek isteyenlere bakılırsa, Taksim'de 1 Mayıs kutlanması yasa dışı eylem.

Bu anlayış, 12 Eylül'den bu yana özgürlükler alanında bir arpa boyu bile yol gitmediğimizin hazin bir göstergesi.

Hangi yasaktan bahsediliyor.

Silahsız ve şiddet içermeyen gösteri ve yürüyüşlerinin bir izne tâbi olduğu nerede görülmüş? Nerede görülmüş silahsız, barışçı bir yürüyüş grubuna ölümcül şiddet uygulamak?

Taksim'e çıkan her gruba aynı muamele mi yapılıyor? Onların arasına da tahrikçi karışamaz mı? Polisin görevi ne?

Vatandaşların özgürlüklerini kullanmasını sağlamak, bunun için önlem almak. Yoksa bir özgürlüğün özünü yok etmek değil.

Yıllar önce Londra'da bir gösteriye katıldım. Yürüyen bir grubun içindeydim. Biraz sonra uzaktan birkaç polis gördüm. "Eyvah" dedim arkadaşlara, "Şimdi yürüyüşe müdahale edecekler"

"Merak etme" dediler, "Bir şey olmaz. Onların görevi bizim engellenmeden, zorlanmadan yürüyüşümüzü sağlamaktır"

Gerçekten de polis sadece yol göstermekle yetindi.

Unutmadan şunu da söyleyeyim, gösteri yaptığımız yer İçişleri Bakanlığı'nın önü idi ve protesto gösterisinin amacı da İçişleri Bakanlığı'nı bir kararından dolayı protesto etmekti.

Tabii bunlar Türkiye için bir fantazi.

Aslında polis istese Taksim'de olaysız, barışçı bir gösterinin yapılmasını destekleyemez mi?

Taksim'e onbinlerce polis yığabilen anlayış istese bir milyon kişinin bile kılına zarar gelmeden bir mitingin yapılmasını sağlayabilirdi.

Newroz'da Diyarbakır'da yaklaşık bir milyon kişiyi tek tek arayarak alana sokan ve gösterinin olay çıkmadan bitmesini sağlayan kim?

Demek ki mesele başka. Mesele işçilerin Taksim'e ne pahasına olursa olsun sokulmaması. Devletin vatandaşı ile inatlaşması. (Buna rağmen vatandaşın devletle inatlaştığını söyleyenlere gel de gülme şimdi.)

Bir de şu var: Vali bey tahrikçilerden söz ediyor. Ve görülüyor ki bunun tedbirini neredeyse İstanbul'da sokağa çıkma yasağı ilan ederek ve görülmemiş bir şiddet uygulayarak alıyor.

Peki aynı vali Hrant Dink'in öldürüleceğini bildiren polis raporlarına niçin itibar etmemiş olabilir? Demek ki tedbir alınsaymış Hrant Dink de öldürülmeyecekmiş.

Görüldüğü gibi mesele, 12 Eylül despotizminin hâlâ bütün ihtişamıyla yaşıyor olmasından kaynaklanıyor.

Vahim olan ise, AKP iktidarının bu anlayışa karşı koy(a)maması.

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum