Ahmet Altan

Ahmet Altan

Yazarın Tüm Yazıları >

12 Eylül

A+A-

Biz öyle bir tarih istiyoruz ki orada hep biz haklı olalım, hep biz güçlü olalım, hep biz muhteşem olalım.

Öyle olmadığımız zamanları ve olayları hafızamızdan silelim.

Hiç konuşmayalım.

Yok farz edelim.

O olaylardan bahsedenlere de öfkelenelim.

Herhalde yeryüzündeki birçok ulusun buna benzer talepleri olan çocuksu bir yanı vardır.

Çünkü hâlâ dünyanın her yanında insanların beyinlerini iğdiş etmeye çalışan tarih dersleri okutuluyor.

Ama gelişmiş toplumların, bu çocuksuluğa çok da aldırmadan gerçekleri söyleyen, tartışan “olgun” bir yanı da vardır.

Gelişmişleri gelişmemişlerden ayıran da o olgunluk herhalde.

Elbette o düzeye kolay ulaşılmıyor.

Zihinsel bir acı çekmeyi, gerçekleri kabullenecek cesareti beslemeyi, yüzleşmeyi, üstesinden gelmeyi öğrenmek gerekiyor.

Zaten olgunluk dediğiniz nedir ki?

 “Acının” haddesinden geçmeden olgunlaşmak mümkün mü?

Biz de o entelektüel acıyı çektikten, bu acıyı çekmenin büyümek için şart olduğunu kavradıktan sonra olgunlaşacağız.

O yolda da ilerliyoruz zaten.

Ama çok küçük adımlarla.

Bırakın derin geçmişi...

Daha otuz yıl önceki 12 Eylül rezaletini içimizde halledemedik.

Daha siyaset kurumumuz, ülkeyi perişan eden bu darbeyle hesaplaşmadı.

Hâlâ bu darbenin getirdiği saçma sapan yasalarla yönetiliyoruz.

12 Eylül’ün yasalarını bile değiştiremediler.

Darbe ürünü Seçim Yasası, Siyasi Partiler Yasası hâlâ dimdik ayakta bu ülkede.

12 Eylül’den önce bir kan banyosundan geçtik.

Günde yirmi kişi ölüyordu.

Sonra birden bıçakla kesilir gibi kesildi ölümler.

Şimdi siz Susurluk’u ve Ergenekon’u gördükten sonra 12 Eylül öncesinde yaşananlardan hiç kuşku duymuyor musunuz?

Aynı tabancanın sabah bir solcuyu, öğleden sonra bir sağcıyı öldürmüş olması hiç mi aklınızı kurcalamıyor?

12 Eylül’ün darbeci generallerinin Amerika’yla ilişkilerini hiç mi merak etmiyorsunuz?

Bizim siyasilerin bu konulara hiç girmemesi dikkatinizi çekmiyor mu?

Merkez medyanın 12 Eylül’le hesaplaşmak bir yana bu darbeye sahip çıkan yayınları sizi irkiltmiyor mu?

Baksanıza, 2008 yılında bizim parlamentonun sitesine 12 Eylül hakkında neler yazıyorlar?

Böyle bir parlamento, geçmişle hesaplaşabilir mi?

Darbelerin hesabını sorabilir mi?

Korkar ve susar.

Korkup sustuğu için de yeni darbeler planlanır.

Yeni çeteler oluşur.

Burada darbe, cezası olan bir suç değil ki...

Yaparsan başarılısın, devletin tepesine kurulur oturursun.

Beceremezsen de kimse sana bir şey demez.

İşte geçmişle hesaplaşmak bunun için önemlidir.

Geçmişi görmeyi ve anlamayı öğrendiğinde, geçmişin tekrarını da önlersin.

Eğer bu ülke 31 Mart vakasını ciddi bir biçimde tartışabilmiş olsaydı, büyük bir ihtimalle biz bugün “laik-şeriatçı” türü bölünmeler yaşamıyor olacaktık.

Bu tür “bölünmelerin” nasıl yaratıldığını, ortaya çıktığını anlamış olacaktık.

İttihatçıların yapmış olduklarını çocuklarımıza açıkça öğretebilseydik, İttihatçı geleneğinin hep aynı oyunları tekrarlamasını engelleyebilecektik.

Yapmadık.

Sadece övündük.

Yenilgilerimizin suçunu başkalarına yükledik.

Günahlarımızın üstünü örtüp inkâr ettik.

Hiçbir suçluyu cezalandırmadık.

Geldiğimiz nokta burası.

Bir askerî darbeyi öven Meclis...

Darbelerle yüzleşemeyen bir siyaset kurumu...

Darbecileri alkışlayan bir medya...

Gerçeklerden korkan bir toplum...

Ve, Avrupa’nın en fakir ülkesi.

Bunları alt alta dizip baktığınızda, bunların arasında bir bağ olabileceğinden hiç kuşkulanmıyor musunuz?

İsterseniz geçmişle yüz yüze gelmekten kaçınabilirsiniz...

Geçmişin hoşunuza gitmeyen kısımlarını görünce gözlerinizi kapatıp, onu size gösterene kızabilirsiniz...

Bunu yapabilirsiniz...

O zaman da, sürekli geçmişin günahları içinde yaşarsınız.

2008 yılında darbelere hoşgörüyle bakan bir parlamentonuz olur.

Bununla da övünecek misiniz?

Taraf gazetesi

YAZIYA YORUM KAT