HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
Cengiz Duman
Âdemoğulları Kıssasındaki Kurban Algısı Kur’an Perspektifinde Nasıl Anlaşılmalıdır
23 Haziran 2010 Çarşamba
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 

Kur’an-ı Kerim’de yer alan Âdemoğulları kıssası, Âdemoğullarının, Cenabı Hakk’a kurban takdim ettikleri anlatımı ile başlamaktadır. “Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel minel âhar..” “Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.”1

Kur’an’ın, Âdemoğulları kıssasını, Âdemoğulları Habil Kabil’in Kurban takdim etmeleri kısmından başlatmasını önemli bir olgu olarak görmekteyiz. Cenabı Hakk bu örnekle kulu ile kendi arasında önemli bir ibadete dikkat çekmektedir kanaatindeyiz. Nitekim Allah, Kur’an-ı Kerim’de Kurban “Nüsük”2ünü şöyle beyan etmektedir. "Biz her ümmet için bir "Mensek" kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver."3

“Sözlükte "yaklaşmak, yakın olmak, Allah'a yakınlık sağlamaya vesile kılınan şey" anlamlarına gelen kurban kelimesi, dinî bir terim olarak, "İbadet maksadıyla belirli vakitte belirli şartlan taşıyan hayvanı usulünce boğazlamak veya bu şekilde boğazlanan hayvan" demektir.4

Kurban kesmenin şartı ise maddi olarak yeterli konumda olmaktır. Bu da Allah’ın kuluna verdiği maddi nimetlerden, kulunun şükür/hamd karşılığı olarak, bir kulluk-ibadet kastıyla Kurban sunmasıdır. Kulun, Allah’ın adını zikrederek kestiği bu Kurbandan yiyebileceği gibi dağıtması da bir ibadet olarak yeterli görülmektedir. Bu ibadeti ile kul, Allah’a yakınlaşmakta ondan aldığı nimetleri yine onun adını zikrederek harcamaktadır.

Kur’an’daki kıssada Âdemoğullarının da Allah’a yakınlaşmak için ona Kurban takdim ettikleri beyan edilmektedir. Kıssada beyan edilen Allah’a, Kurban takdimi, maddi bir sebebe –alacakları kız için, v.b- mebni olarak değil, sırf ona yakınlaşmak amacıyla sunulmuştur. Ayette bu husus قَرَّبَا قُرْبَانًاgeçmektedir. Yani Âdemoğulları sadece Kurban sunmamışlar, Allah’a yakınlaşmak  قَرَّبَاamacıyla Kurban sunmuşlardır. Ayette, Kurban kelimesi, “قَرَّبَاkelimesi ile tekid edilmektedir.

"Kurb' kelimesi sözlükte "yakın" anlamına gelir.”5 Şimdi, Kur’an-ı Kerim’de bu kelimenin bazı kullanımlarına bakarak lugavî yönü hakkında sahih bir anlayış geliştirelim. “Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) “yaklaştırdık.””6 “Sizi huzurumuza “yaklaştıracak” olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna”7 “Derken onlara “yaklaştırıp” (ikram etti); "Yemez misiniz?" dedi.”8 Kur’an’da yakın/yakınlaşma anlamında kullanılan “kurb” kelimesi ve türevleri kullanımlarına baktığımızda çoğunlukla manevî yakınlığı ifade ettiğini gözlemlemekteyiz.

Fahri Razî bu hususta şu yorumda bulunmaktadır: "Zebh" ve "Nahr" (Kurban kesme) yerine, "Allah'ın adını ansınlar" denilmiştir. Çünkü Müslüman, bir hayvan kestiğinde ve kurban ettiğinde mutlaka Allah'ın adını anar. Bu ifadede kendisi ile Allah'a yaklaşılan şeylerde (böyle ibadetlerde) asıl maksadın Allah'ın isminin anılması olduğuna ve bu şeylerde müşriklere muhalefet edilmesine bir dikkat çekme vardır. Çünkü müşrikler, hayvanları putlar ve heykeller için kesiyorlardı. Nitekim Mukâtil: "Bir hayvan kestiğinde kıbleye dönmüş olarak, "Allah'ın adıyla. Allah en büyüktür. Ey Allah'ım senden (geldi), sana (adıyorum)” de" demiştir. Kelbî buna şunu eklemiştir: "Hayvan kesen bununla birlikte şunu da söyler:"Şüphesiz benim namazım da, kurban ve ibadetlerim de, hayatım da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah'ındır"(En'am/162). Kaffâl da şöyle der: "Kurbanları kesmek ve kanlarını akıtmak suretiyle Allah'a ibadet eden kimse, canına denk bir şeyi kendine karşılık fidye verme konumundadır. Sanki o, mesela kurban ettiği o koyunu, Allah'ın rızasını elde etmek ve kusurlarının neredeyse canının alınmasına denk hâle geldiğini itiraf ederek, canına bedel verir.”9

Bu minvalde yaklaştığımızda, “Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel minel âhar..” “Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.” Ayetinde geçen Allah’a “قَرَّبَا” “yakınlaşmak” için “قُرْبَانً Kurban” sunan, Âdemoğulları Habil ve Kabil’in amacı, maddi bir sonuç –istediği kız, sahip olduğu tarlaya hâkimiyet- elde etmek olarak algılanmamalıdır. Onlar, Allah’a kulluk etmek yani yeryüzünde kendilerine Allah tarafından sunulan nimetlere mukabil bir Şükür eda etmek için Kurban takdim etmektedirler. Kur’anî perspektifte bu şekilde bir algı, Kur’an’ın muhataplara bildirdiği genel Kurban algısı ile örtüşmektedir.

Oysa kadim tefsir kaynaklarında, Âdemoğulları Habil ve Kabil’in sundukları Kurbanlar, hep maddi bir menfaatin ortaya çıkmasına aracı bir işlem olarak yorumlanmaktadır. “Hz. Âdem (a.s), Kabil'in ikizi olan kızı, Hâbil ile evlendirmek istedi. Ama Kabil buna karşı çıkarak: "Ben bu ikizimi almaya, Hâbil de kendi ikizi olan kızı almaya daha müstahakız. Bu yapmak istediğin, Allah'ın bir emri olmayıp, kendi içtihadındır" dedi. Bunun üzerine Hz. Âdem (a.s), bu iki oğluna, "Birer kurban sunun. Kimin kurbanı kabul olunur ise, o kızla onu evlendiririm" dedi.”10

Tefsirlerin hemen hepsinde belirtilen bu ve benzeri yorumlara rağmen; öncelikle Kur’an’-ı Kerim’in, “Âdemoğulları”nın herhangi bir maddi sebebe mebni Kurban sunduklarını beyan etmediğini vurgulamalıyız. Gaybi bir olay olan Âdemoğulları kıssasında geçen anlatımlara ancak, Kur’an perspektifinde, kendinden önce nazil olan Tevrat ve İncil’den anlatımlarla detay sunabilmek mümkündür.

Kur’an’ın mücmel anlatımlarının mufassallaştırılması amacıyla baktığımız Tevrat’taki Habil-Kabil kıssası anlatımında da Allah’a Kurban sunmada maddi sebep bulunmamaktadır. Tevrat, Habil ve Kabil’in Kurban takdimini şöyle belirtir: “Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden Yahve/Rab'be sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. Rab Habil'i ve sunusunu kabul etti.”11

Kur’an’ın, Âdemoğulları kıssasındaki beyanı ile Tevrat’taki Habil-Kabil kıssasının konu ile ilgili ifadesi örtüştürülerek, gaybi bir meseleye objektif ya da Kur’an bağlamında yaklaşıldığında bu ifadelerden algılanan; Habil ve Kabil’in yeryüzünde elde ettikleri nimetlere bir şükür/hamd olarak Allah’a, Kurban takdim ettikleri olmalıdır.

Bu tespitlerimiz doğrultusunda İncil’de bir anlatım bulunmaktadır. “Habil'in Tanrı'ya Kabil'den daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu. İmanıyla doğru bir insan olarak Tanrı'nın beğenisini kazandı. Çünkü Tanrı onun sunduğu adakları kabul etti.”12 İncil’deki bu ifadeden, Habil’in, Kurban olarak bir hayvan sunmuş olması nedeniyle, Kurbanı kabul edilmiştir şeklinde bir algı çıkmamalıdır. Bilakis Kurban sunarken takvalarına uygun davranışlarındaki doğruluk veya eksiklik Kurbanların kabul edilmesinde ölçü olmuştur. Bu hususta Kur’an’da anlatılan şu olay bize yeterli örneklik teşkil edecektir.

Bakara suresinde İsrailoğullarına emredilen kurban kesimi hakkında anlatılanlar ile Âdemoğulları kıssasındaki Kurban takdimi anlatımı arasında bir alaka kurmamız yararlı olacaktır. “Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de: Bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım, demişti. "Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın" dediler. Musa: Allah diyor ki: "O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek." Size emredileni hemen yapın, dedi. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. "O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir" dedi. "(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir. "İşte şimdi gerçeği anlattın" dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.”13

Hz. Musa dönemi İsrailoğullarının, sığır kurban etme kıssasında anlatılanlar, Allah’a takdim edilecek bir kurbandaki gösterilmesi gereken özenin altı çizilmektedir. Bu tanımlamalar yaratılıştan itibaren kıyamete kadar tüm vahiy muhatapları için geçerli kıstaslardır. Aynı zamanda fıtrîdir. Neden? Kâinatın sahibine şükrünü eda eden bir kişi onun ihsan ettiği nimetlerin karşılığı olarak, Allah’a kurban takdim ettiğinin bilicinde olmalıdır ki, elindeki en ideal varlığı ona takdim etmiş olsun. Aksi düşünce yaratıcıya karşı kayıtsızlığı, ona kulluktaki lakaydi tavrı ortaya çıkaracaktır. İsrailoğullarının sığır kurban etme kıssası da bu olguya dikkat çekmektedir.

Buna göre Allah’a sunulan bir kurban, eldeki en değerli vasfa sahip hayvan olmalıdır. O halde Âdemoğullarından, kurbanı kabul edilmeyenin (Kabil); Allah’a takdim ettiği Kurban’ında, Allah’a karşı gerekli ve ona layık olan bu itinayı göstermediği ve isteksizce ya da lakaydî olarak bu ibadeti yerine getirdiği anlamını çıkarmamız mümkündür. Çünkü Âdemoğulları kıssasını okuyan veya duyan muhataplar Kur’an’da Kurban ile ilgili anlatılanlar vechesinde bu kıssadan ders almalıdırlar. Yani onlar bir Kurban takdim ederlerken; Kur’an’da bu husustaki olumsuz örnekler olan İsrailoğulları ve Kabil gibi davranmayıp; Kurban ibadetlerini ihtimamla yerine getirmelidirler.

Muhtemeldir ki İsrailoğullarının, Allah’a kulluklarındaki benzeri gelgitleri yaşayan Kabil; sunduğu Kurban’da da gereği gibi özen göstermemiştir. Bundan dolayı Cenabı Hakk da onun kurbanını kabul etmemiştir. Kabil’in, kurban takdimindeki bu kayıtsızlık aynı zamanda onun yaşamdaki Allah’ın emirlerine olan ilgisinin bir yansıması olmalıdır.

İşte tam bu aşamada, Takva’nın kul yaşamdaki yeri gündeme gelmektedir. Dolayısıyla Âdemoğullarının kurban takdim etme anlatımlarının maksadının tamamen Allah’a ibadet amaçlı olduğunu, Allah’ın bu kurbanları kabul ve reddinin sebebinin ise onların yaşamlarındaki takvalarının bir yansıması olan Kurban takdimindeki eksik algıdan dolayı olduğuna yorumlamamız gerekmektedir.

Habil’in, Âdemoğulları kıssasında geçen Kurban’ın kabulü ile ilgili sözüne dair Kur’an perspektifinde yapılacak yorumlar ancak bu şekilde olmalıdır ki, Kur’an vizyonunda yani sahih olsun ve olayı mitolojik boyuttan kurtarsın. Kur’an’ın mesajlarını öğüt ve ibret öğelerini ön plana getirsin.

Kur’an’a göre Allah’a kulluk etmek amacıyla Kurban ibadeti yerine getirilir. Hacc suresindeki “O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar….” Ayeti bu olguyu beyan etmektedir. Kurban ibadeti Allah’a kulluk temelinde yerine getirilen bir ibadettir. Oysa Kadim İslam kaynaklarındaki Âdemoğulları kıssası tefsirlerinde yapılan Habil ve Kabil’in, Allah’a, Kurban takdim etme yorumları, bu anlayışa muhaliftirler.

Kur’an’ın, mücmel nitelikli Âdemoğulları kıssasını, Tevrat’ın, Habil-Kabil kıssası ile mufassallaştırma metodunu uygulayarak, Âdemoğullarının neleri Kurban ettiklerine –hayvan ve tahıl- dair bilgilenmiş olsak bile onların Kurban sunma sebebini öğrenmemiz kesinlikle mümkün olmamaktadır. Bu tamamen gaybi bir olaydır ve üzerinde yapılacak yorumların sahih delilleri yoktur. Konu hakkındaki tüm yorumlar indî14 yani kişiseldir.

Ancak Kur’an ve Tevrat’taki bu belirsizliğe rağmen İslam ve Yahudi ilahiyatında, Âdemoğullarının Allah’a takdim ettikleri Kurban’ın –kız/toprak/mülkiyet- sebepli olarak ikame edilen bir ibadet olduğuna dair indî yorumlar bulunmaktadır.

Hal böyle olunca Kur’an ve Tevrat’taki Kurban takdim etme anlatımı; tefsirlerde yapılan indî yorumlar yoluyla mana kaymasına uğramaktadır. Kur’an ve Tevrat anlatımlarında bulunmayan bir olgunun –kız/toprak/mülkiyet- Âdemoğulları kıssasına eklemlenmesi kıssanın anlaşılmasının bundan sonraki aşamalarında da zorunlu yeni kabullere yol açmaktadır.

Âdemoğulları kıssasında anlatılan Kurban takdim etme anlatımına getirilen; kız/toprak/mülkiyet sebebiyle ihtilaf yorumu; Kur’an’ın, Kurban algısına aykırı olarak geliştirilmiş bir formüldür. İnsanların ihtilaflarına çözüm olarak Kurban sunma modeli Kur’an’ın genel Kurban algısında yoktur.

Bu sebeple Kadim ve sonraki dönem tefsirlerinde yer alan yorumlar, yeniden gözden geçirilerek, Kur’an’ın genel Kurban algısı anlatımları vechesinde değerlendirilip idrak edilmeli ve buna mümasil öğüt ve ibretler çıkarılmalıdır.

 

Dipnotlar:

1- Kur’an/5Maide/27.

2- Nüsük, İbadet; Nâsik, Abit/ibadete düşkün kişi, demektir. Bu kavram özellikle hacdaki ibadetler için kullanılır. Menasik, Hac’da yapılması gereken ibadetlerdir. Nesike ise, sadece Kurban için kullanılan bir kavramdır. “…Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir…” 2/Bakara/196 Ragıp El-Isfahâni, Müfredat, Kur’an ıstılahları sözlüğü, c. II, s. 688.

3- Kur’an/22Hacc/34.

4- D.İ.B, Kur’an Yolu Türkçe meal ve tefsir, c. II, s. 251.

5- Ramazan Yazçiçek, Adayışın Diğer Adı: Kurban, Haksöz Dergisi, Sayı.190, Ocak 2007.

6- Kur’an/19Meryem/52.

7- Kur’an/34Sebe/37.

8- Kur’an/51Zariyat/27.

9- Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c.XVI, s. 302.

10- Fahruddin Er-Râzi, A.g.e, c.IX, s. 28; İbn Kesir, Muhtasar Kur’an-ı Kerim tefsiri, c.I, s.548; Taberî, Milletler ve Hükümdarlar tarihi, c. I, s.182.

11- Tevrat/4Tekvin/3-4.

12- İncil/11İbranilere mektup/4.

13- Kur’an/2Bakara/67-71.

14- Bir kimsenin kendi fikri, kendi görüşü, kendi kanaati; bir topluluğu bağlamayan, fazla derinlemesine bilgiye dayanmayan, esassız, keyfî, Zâtî, Şahsi görüş; Bakınız: Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, s.453.

YORUMLAR
Toplam 6 Yorum
cengiz duman
28 Temmuz 2010 Çarşamba 08:45
Alçak gönüllüğünüz için teşekkürler!..
Selamün aleyküm, Değerli kardeşim son yazdıklarınız, Kur'an perspektifinden olaya/kıssaya nasıl bakılması gerektiğinin en güzel ifadesi olmuştur. Kıssalarla ilgili yazılarımızda buna dikkat ettiğimiz için bazı görüşlere özellikle muhalefet etmekteyiz. gayret göstermekteyiz. Yazımıza dair takdirleriniz için teşekkür ediyorum. Ademoğulları/Habil-Kabil kıssası konusunda "“Kıssaların Dili” Kitabındaki Âdemoğulları/Habil-Kabil Kıssası Tarihselliği Yorumları Üzerine" başlıklı son yazımızı çok yakında dercedeceğiz. İnşaalllah. İlginizin devamını temenni ediyorum. Allah'a emanet olun.
ahmet söğütcü
27 Temmuz 2010 Salı 23:50
habil-kabil kıssası
Sayın Hocam:
İslami Sol ya da Sosyalist İslam arka planlı olarak getirilen yorumlarda da isabet olması muhtemeldir. Ama sizin çekincelerinize katılmaktayım. Her şeyi mülkiyet temelinde yorumlamanın yanlışlığına ben de inanmaktayım. Kıssa ile ilgili Eliaçık’ın yazısını epey önce okumuştum. Eliaçık’ın yazısını tekrar okuduğumda hakikaten çok zorlamış. Yepyeni bir kıssa oluşturmuş. Bu bakımdan hakkınızı yediğimi fark ettim. Kabil Habil’i mülk temelli bir nedenle de öldürmüş olabilir, Eliaçık tutturmuş olabilir ama kıskançlık ya da kız meselesi ya da başka bir sebep de olabilir. Ama her neyse zalim olmuştur. Adam öldürmenin ve zulmetmenin onlarca nedeni olabilir. Buna Kuran’da açık bir neden gösterilmemesi hayatı tek penceren yorumlamayı, tüm tarihi ve olayları tek boyutta ele alınmasını istemediğinden olduğunu düşünüyorum.
Allah’a emanet olun..
cengiz duman
26 Temmuz 2010 Pazartesi 21:48
Ademoğulları/Habil-Kabil kıssası üzerine 2
"Habil-kabil kıssasındaki Allah’ın, birinin kurbanını kabul etmesi ve diğerininkini kabul etmemesi ise ayrıca düşündürücüdür." O halde Allah'ın, Ademoğullarının kurbanlarını kabul/red olgusunda kıstası nedir? Bilebiliyor muyuz? Yukarıdaki yorumumuz buna cevap teşkil edebilir mi?
"Dolayısıyla Eliaçık’ın “Mülkü Allah’ın gören ve öyle yaşayan” Habil ile “Mülkü kendisine ait olarak görüpte ancak elindeki kötüyü feda edebilen(?)” Kabil kıssasını mülk ile ilişki eksenin de yorumlaması daha isabetli görünmektedir." demektesiniz. o halde düşünelim!.. "...Mülkü kendisine ait olarak görüpte ancak elindeki kötüyü feda edebilen...." tespitindeki "mülk" ve "kötüsünü feda" olgusu nereden bilinmektedir ki, böyle havada! yorum yapanın; "... yorumlaması daha isabetli..." kabul edilebilsin?
Ademoğullarının, mülk kapsamındaki bilhassa bağ/bahçe/bostan yorumları tamamiyle gaybı taşlamaktır. Kur'an bununla ilgili bir açıklama yapmamaktadır. Tevrat'ta da bu olguya dair net bir açıklama yoktur. Dolayısı ile ademoğullarının ne sebeple "kurban" sunduklarını bilmek mümkün değildir. Geleneğin "kız" üzerinden; modernist yaklaşımların "mülk" üzerinden yaptıkları yorumlar havanda su dövmedir. Kaldı ki Tevrat'a "Yahudilerin düzdükleri" diyenlerin Tevrat'taki "çiftçi-çoban" anlatımlarına bina ettikleri; bağ/bahçe/bostan yorumları da kıssaların anlaşılmasında bir metodoloji sorunu yansıtmaktadır. Yunus kıssasını, Asur/ sümer/Babil arkeolojisine dair kitaplardan aldıkları bilgilerle! yorumlayanlar her nedense Ademoğulları/Habil-Kabil kıssası benzeri versiyonların Sümer yazıtlarında olduğunu bildikleri halde "islami sol" veya "sosyalist İslam" okumalarına lazım olduğu için "yahudilerin düzdükleri" tevrat'taki "çoban-çiftçi" tavsifini kapıp Kur'an'daki "bahçe sahipleri" kıssalarına entegre edip, "mülkiyetçi", "sınıfsal" ya da "ideolojik" yorumlar sunmaktadırlar. Allah'a emanet olun.
cengiz duman
26 Temmuz 2010 Pazartesi 21:14
ademoğulları kıssası üzerine 1
Selamün aleyküm,
İsrailoğullarının boğazladıkları sığır kıssası ile Ademoğulları kıssasında ortak özellik olarak, Ademoğulları tarafından sunulan kurbanlarda gösterilmesi gereken özene dikkat çekmek istedik. Çünkü bu kıssa İsrailoğullarının bir dönemini kıssa etmiş olsa bile kıssadan hisse tüm vahiy muhataplarına olmalı veya öyle kabul edilmelidir. Dolayısıyla Kabil'in kurbanının kabul edilmemesinde, mezkur Sığır boğazlama kıssasındaki kesilmesi istenen sığırda aranması gereken vasıflara dikkat edilmemesi dolayısıyla kurbanın reddi gerçekleşmiş olabilir diye bir yorumda bulunduk. Bu yorumumuzu; "Kadim kaynakların" yorumlarındaki gibi İsrailiyata veya modern yorumcular gibi ideolojik değerlendirmelere yer vermeden yapmaya çalıştık. Yani Kur'an'ı Kur'an ile tefsir metodu gibi... Yeniden bu satırları hatırlayalım:
"Hz. Musa dönemi İsrailoğullarının, sığır kurban etme kıssasında anlatılanlar, Allah’a takdim edilecek bir kurbandaki gösterilmesi gereken özenin altı çizilmektedir. Bu tanımlamalar yaratılıştan itibaren kıyamete kadar tüm vahiy muhatapları için geçerli kıstaslardır. Aynı zamanda fıtrîdir. Neden? Kâinatın sahibine şükrünü eda eden bir kişi onun ihsan ettiği nimetlerin karşılığı olarak, Allah’a kurban takdim ettiğinin bilicinde olmalıdır ki, elindeki en ideal varlığı ona takdim etmiş olsun. Aksi düşünce yaratıcıya karşı kayıtsızlığı, ona kulluktaki lakaydi tavrı ortaya çıkaracaktır. İsrailoğullarının sığır kurban etme kıssası da bu olguya dikkat çekmektedir. Muhtemeldir ki İsrailoğullarının, Allah’a kulluklarındaki benzeri gelgitleri yaşayan Kabil; sunduğu Kurban’da da gereği gibi özen göstermemiştir. Bundan dolayı Cenabı Hakk da onun kurbanını kabul etmemiştir. Kabil’in, kurban takdimindeki bu kayıtsızlık aynı zamanda onun yaşamdaki Allah’ın emirlerine olan ilgisinin bir yansıması olmalıdır." Allah'a emanet olun.
ahmet söğütcü
26 Temmuz 2010 Pazartesi 17:58
mülk ekseninde habil-kabil kıssası
Cengiz Hocam;

1-Bakara Süresi’ndeki sığır olayında koca bir kavmin sığır kesmekten imtina ettikleri mi anlatılmaktadır. Alt tarafı bir sığır için neden bu kadar inatlaşsınlar. Bence burada başka bir şey var.

Mesele Kurban etmek olmasa gerek. Eliaçık Hoca’nın da dediği gibi cinayeti işleyen kişinin ortaya çıkartılması için yapılan bir gelenek ya da Mısır’da sığırlara atfedilen kutsallığın İsrail kavmi tarafından da benimsenmesi üzerine bu tabunun kırılmasına dönük bir eylemdir. Dolayısıyla Habil-kabil kıssasıyla irtibatlandırmak pek doğru gelmedi bana.

1-Habil-kabil kıssasındaki Allah’ın birinin kurbanını kabul etmesi ve dieğerininkini kabul etmemesi ise ayrıca düşündürücüdür.

Düz mantıkla okuduğumuzda Sanki Allah “seninkini kabul ettim seninkini etmedim” gibi bir diaolog kurmuş gibi anlarız.

Halbuki buradaki kabul etmenin veya etmemenin mantığı sürdükleri hayatla ilgili bir durumdur ve ona işaret etmektedir. Yoksa ortada bir dialog yoktur.

Dolayısıyla Eliaçık’ın “Mülkü Allah’ın gören ve öyle yaşayan” Habil ile “Mülkü kendisine ait olarak görüpte ancak elindeki kötüyü feda edebilen(?)” Kabil kıssasını mülk ile ilişki eksenin de yorumlaması daha isabetli görünmektedir.
Yaşar
09 Temmuz 2010 Cuma 10:56
Maddi bir şey için
Kurban Maddi bir şey için olsa ne olurki..Sonuçta bu din insanların maddeye bakışınıda tayin etmiyormu.Yani dünya ve ahireti mükemmel bir dengede götürmemizin yolunu göstermiş.
Bookmark and Share

Haksoz haksöz

09 Eylül 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR